AİLEYE PARA VAR, KADINA YOK!

Kadının adına bile tahammül edemeyip Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüştürülen bakanlığa 2015 yılında yüzde 19 daha fazla gelir ayrılmış. Müjdeli haber gibi allayıp pulluyorlar… Evet aileye pay var ama kadına yok. Çünkü kadını birey olarak gören zihniyet ortada yok. 
Bu toplumun en temel sorunlarından biri eğitim ise bir diğeri de kadın. Ülke nüfusunun yarısından bahsediyoruz. 38 milyondan yani. Şiddet gören, yoksullaştırılan, eğitimde, istihdamda diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en alt sıralarda yer alan bu ülke kadınından…

Peki neler var 2015 bütçesinde? 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2015 gelirinin yüzde 19 artırılması planlanıyor. 18.249.634.000 TL geliri olan bakanlık harcamalarının yüzde 87’si cari transferlere ayrılacakmış. Bu doğrultuda, bakanlığa bağlı aile ve toplum hizmetleri, sosyal yardımlar, engelli ve yaşlı bakımı gibi müdürlüklerin bütçeden payı artıyor. Bir diğer anlamda bu para; engelli, çocuk, yaşlı bakımı hizmeti ücretleri için harcanacak. Tabii bu yardımların muhataplarının neredeyse tamamına yakını kadınlar.

Hem kadınlar bu yolla ev içi hizmetlere yönlendiriliyorlar hem de böylece kadın istihdamı resmi istatistiklerde yüksek gösterilmiş oluyor. 
Ama kadınların eşitlik sorununa ilişkin araştırmalar yapmasıyla istihdamına yönelik projeler üretmesi beklenen Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne ( K S G M ) a y r ı l a n pay azaltılıyor. Keza aile danışma merkezlerine ayrılan payın da 86 milyon liradan 22 milyon liraya düşürüldüğü söyleniyor. 


KESK Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Ebru Yiğit, bu durumu “yaşlı ve çocuk bakımının evde ucuz olarak kadınlara yaptırılmasının gelecek yıl artacağı, hasta ve yaşlı bakımı ödeneği ile on binlerce kadının daha fazla eve döndürüleceği ilan ediliyor. Yaşlı ve hasta bakım evi açmayarak kendi işini kadına yaptıran devlet bu yolla binlerce bakım evi kirası, elektrik, su, yakıt gideri ve personel alımı harcamalarından ‘tasarruf’ ederken, evdeki kadını güvencesiz, denetimden uzak, sağlıksız ve ucuz olarak kayıt dışı çalıştırıyor. Kadını eve bağımlı kılan bu uygulamalarla bir taraftan kadın istihdamı yüksek gösterilmekte diğer taraftan da kadının ev içinde kölece çalışmasına göz yumulmaktadır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele etmek yerine kadını evin duvarlarına hapsederek kadının yaşadığı ev içi şiddeti yaygınlaştıran, toplumsal şiddet ve cinsiyetçiliği derinleştiren devlet, hazırladığı bütçe ile bunu resmileştiriyor” diye özetliyor. (Kaynak: Evrensel Gazetesi) 
Zaten Bakan Ayşenur İslam da açıkça ifade ediyor: “Aile odaklı bakış açısı ile kadını, erkeği, çocuğu, yaşlıyı ve engelliyi ilgilendiren her alanda, çok boyutlu ve kapsamlı çalışmaları sürdürüyoruz… diyerek. 
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun araştırmasına göre Türkiye’de her 100 aileden 34’ü fiziksel şiddete maruz kalıyor.

Araştırmaya katılan kadın ve erkeklerin yüzde 56’sı “kadını” hiçbir gerekçe olmaksızın, her şart altında suçlu olarak değerlendiriyor. “Kadın dayak yiyorsa, şiddet görüyorsa hak ediyordur” zihniyeti yani. Her ay onlarca kadın öldürülüyor. Ve bakanlık bütçesinden bu konuyla ilgili ne kapsamlı bir bütçe ne de proje açıklanıyor. Kadın sığınma evleri ve ŞÖNİM’lere (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri) bütçeden ayrılan payın 123 milyondan 198 milyona çıkarılması haberi dışında. 
KA-DER (Kadın Adayları Destekleme Derneği) geçen yerel seçimler öncesinde bir yerel yönetimler sözleşmesi hazırlamış ve bunu belediye başkan adaylarına göndermişti. Sözleşmede, sokak aydınlatmaları, şiddet merkezleri, kadınlar için danışma hatları, toplumsal cinsiyete duyarlı belediye bütçeleri gibi kenti kadınlar için daha yaşanabilir ve güvenilir mekânlar hale getirecek maddeler yer alıyordu. Tam sayıyı bilmiyorum ama bildiğim çok az adayın bunun altına imza attığıydı. Hiçbiri de zor ve yapılmayacak maddeler değil. Ama sorun zihniyette ve “kadını” nasıl gördüğünde. Bu yüzden aile bütçesinden kadının “özgür birey” anlamında payının artacağına azalıyor olmasını da normal karşılamak gerek. Değil mi?