HERKESİN KEYFİ YERİNDE!

Ne olduğunu en ilgililerinin bile tam bilip bilmediklerinden emin olmadığım, çözüm süreci denen süreç ile ilgili görüşmelerin yeniden canlandırılması için iki taraftan da girişimler artıyor, yeni adımlar atılıyor.

Süreç ile ilgili olarak neler olduğunun bilinmemesine karşın, bazı olmayacaklar kesinlik kazandı. Bunların başında da ABD’nin üçüncü göz olarak sürece katılması geliyor. Başbakan’ın açıklamasıyla bu husus resmen bertaraf edilmiş bulunuyor.

Bunun dışında, Hükümet kanadının resmi amacının bu kez PKK’ya gerçekten silah bıraktırmak olduğu, açıklandı.
Resmi olarak diyorum. Çünkü Hükümet’in gerçekten PKK’nın silah bırakacağına inandığını sanmak safdillik olur.
Konuyla uzaktan yakından ilgili olanların hiç biri PKK’nın bugünkü koşullar altında silah bırakacağına ihtimal vermiyor.

PKK’dan silahları çıkardığın zaman geriye ne kalır?
Hiçbir şey!

Silah PKK için her şeydir.

Evet ama denecek, PKK ne zamandır silah kullanmıyor, savaşmıyor, gücü azalmıyor, tam tersine gittikçe de artıyor.
Bu görüş ilk bakışta doğrudur.

***

PKK son zamanlarda yalnızca militan sayısını 5- 6 binlerden, 10 bine çıkarmakla kalmamış, kırsalla sınırlı olan etkinlik alanını kasabalara ve kentlere de yaymaya başlamıştır.

Güneydoğu’da meydana gelen 6 – 7 eylül olayları bu olgunun örgütlü dışa vurumudur.

PKK aynı zamanda, hasım Kürt örgütleri karşısında çaresiz kalmamak için de silah bırakamaz. Güneydoğu’da tek silahlı Kürt gücünün PKK olduğunu sanmak hatadır.

Son zamanlarda HÜDA- PAR PKK çatışmasının sürdüğünü herkes görüyor.

Lafı fazla uzatmanın anlamı yok. PKK silah bırakamaz zaten göstergeler de silah bırakmayı değil, tam ters yönü işaret ediyor.

PKK artık devletin araçlarını istediği yere yönlendiriyor, zaten devletin karakolları boşaltılmış ve tecrit edilmiş durumda, şimdi asayişi sağlayan( asayiş denebilirse eğer!) PKK’dır. Yollarda kimlik denetmi yapan PKK’dır.

Yılların olayları Kürt sorununun silahla güçle çözülemeyeceğini göstermiştir.

Ne devlet güç kullanarak, PKK’yı ve kimi talepleri ortadan kaldırabilmiş, ne de PKK silahla istediklerini elde edip, bir halk ayaklanması aşamasına geçebilmişti.

Bu durum, barış için umut verici bir husustu.

Ne var k, bir süredir durum değişmiş ve bölgede hiçbir şey olmuyormuş, gibi görünürken, çatışmasız ortamda, iktidar el değiştirmiş ve Efgan Ala’nın da AKP ‘nin Afyon kampında itiriaf ettiği gibi devlet alan hakimiyetini yitirmiştir.

***

Bu durumda politik çözümdeki PKK ağırlığı, örgütün bölgedeki mutlak egemenliği de silahlı gücünü kaybetmemesine bağlıdır.

Çatışmasızlık hali olgusu bu gerçeklerin görülmesini engellememelidir.

Ama denebilir şimdi , PKK yukarıda anlatılan artan gücüne, çatışmasızlık döneminde silah kullanmadan ulaştı. Evet bu güçe silah patlamadan ulaştı, ama unutmayalım, silahların gölgesinde, silahın oluşturduğu korku sayesinde ve tabii ki, bu duruma iktidarın göz yummasıyla ulaştı.

Bu tablonun oluşmasındaki en büyük etken siyasi iktidarın tercihleriyle bölgede etkin PKK ve karşısında edilgen çaresiz TSK olgusu büyük rol oynamıştır.

Bu durumda da, barışçıl siyasal çözüm konusunda ciddi kaygı duyanlara hak vermemek mümkün değildir.
Bu gerçeklerin altını çizmenin Kürt sorunun barışçı çözümünü istememek bunun zorunluluğuna inanmamak, olmadığını belirtmeyi bile gereksiz buluyorum.

Yine de kısa dönemde bakıldığında tarafların karamsar olmadığını söylemek mümkündür. 
AKP tarafının çatışmasızlık haliyle 2015 seçimlerine ulaşma ihtimali olduğu sürece keyfi yerindedir.

PKK tarafının, istediklerini çatışmaya gerek kalmadan çatışmasız süreç içinde elde etmeyi sürdürdükçe keyfi yerindedir.

Kısacası herkesin keyfi yerinde. Ama, bu keyif ortamında görünen bir çözüm yok.