NEDEN BU İNAT?

301 maden işçisinin bile bile ölüme gönderildiği kömür madeni faciası ile zihinlere kazınan Soma’da acı henüz dipdiriyken bu kez yine aynı bölgede Yırcı, köyünde santral için 6 bin ağacın kesilmesi… Yine aynı günlerde bu kez Karaman Ermenek’te 18 madencinin yaşamını yitirmesi… Türkiye’de halen Soma benzeri, insan haklarına aykırı çalışma şartlarına sahip 400 civarında maden olduğunun tespit edilmesi ve hepsinin birer ölüm kuyusu olarak faaliyetlerini sürdürmesi…

Hepsi büyük resmin parçaları.

Ve kaçınılmaz şekilde devamı gelecek.

Öyleyse adını koyalım:

Tüm bu ölümlerin birinci sebebi, iktidarın bilerek isteyerek tercih ettiği fosil yakıt temelli enerji politikası. 


Enerji Bakanı Taner Yıldız geçen hafta 2015 bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda hükümetin öngörülerini açıkladı: 


-Önümüzdeki 10 yılda enerji talebinin 2 katına çıkmasını bekliyoruz.

-Türkiye’nin 2023’te birincil enerji talebinin yüzde 90 artarak 218 milyon ton eşdeğer petrole ulaşmasını bekliyoruz.

Bu, doğrultuda kömürün yüzde 37, doğalgazın yüzde 23, petrolün yüzde 26, hidrolik enerjinin yüzde 4, nükleer enerjinin yüzde 4, yenilenebilir ve diğer enerji kaynaklarının payının yüzde 6 olmasını öngörüyoruz. 


Keza bütçe sürecini başlatan ve 2015-2017 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’da da (OVP) “Yurtiçi ve yurtdışında petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri hızlandırılacak, linyit kömürü ve jeotermal gibi yerli kaynakların arama ve üretim faaliyetleri azami seviyeye çıkarılacaktır. Kaya gazı ve diğer yeni teknolojilere yönelik kapsamlı araştırma faaliyetleri yürütülecektir” ifadelerine yer veriliyor ama yenilenebilir enerjinin adı bile geçmiyor.


Yeni Rapor:

Türkiye’nin Yenilenebilir Gücü 
Oysa, Bloomberg New Energy Finance, WWFTürkiye işbirliğiyle hazırlanan ve dün açıklanan “Türkiye’nin Yenilenebilir Gücü” raporu, yenilenebilir enerjiye yatırımı öncelikleri arasına alması halinde, Türkiye’nin hem artan elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini hem de bunu kömür odaklı mevcut politikalarla aynı maliyete başarabileceğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre 2030 yılına kadar Türkiye’nin artan enerji ihtiyacını karşılayacak elektriğin üretimi için sarf edilmesi gereken miktar 400 milyar dolar. Bunu taşkömürü ve linyit ile gerçekleştirmek yerine aynı rakama temiz ve yenilenebilir enerji kaynakları da kullanabiliriz.

Türkiye’nin resmi politikasında önümüzdeki dönemde enerjiye olan talebin haddinden fazla abartıldığının vurgulandığı araştırma “Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarının pahalılığını gerekçe olarak gösterme” döneminin de artık sonuna doğru gelindiğini ortaya koyuyor. Örneğin bugün bir rüzgâr enerjisi santralının seviyelendirilmiş enerji maliyeti 120 dolar / MwH.

Ancak 2013 yılında rüzgâr enerjisinin maliyeti 60-80 dolar / MwH seviyesine inecek ki, dolayısıyla 80-105 dolar / MwH olan kömürün altında olacak. 


Anlayacağınız bir taşla birkaç kuş vurmak mümkün: Hem doğalgaza ve petrole bağımlılığı azaltacak, dolayısıyla şiştikçe şişen cari açığı dizginleyecek Türkiye. (İthalat için ödenen her 100 doların 22.21 dolarını enerji ürünleri için harcadık).

Hem yerin altında çıkarıldığı madencilik aşamasında hem de çıkarıldıktan sonra termik santrallarda elektrik üretimi aşamasında çevreyi, doğayı, insanı nasıl öldürdüğü raporlarla gözler önüne serilen kömür sevdasından vazgeçilebilir. 


Dünyanın bir numaralı kömür üreticisi ve tüketicisi konumundaki Çin bile yeni kömürlü termik santral yapımından vazgeçerken Türkiye kirli enerji inadında tutturmuş gidiyor.

Bunun sebebi aşikâr:

AKP iktidarı süresince büyümeyi sırtlayan sektörler inşaat ve inşaat-fosil enerji bağlantılı sektörler oldu: Demir-çelik, elektrik-gaz-su, karayolu taşımacılığı vs. Bu sektörler aynı zamanda Türkiye’nin sebep olduğu ekolojik ayak izinin yüzde 80’inden sorumlu.

Büyüme stratejisini bu doğrultuda oluşturduğu için yeni kömürlü termik santrallar için sıraya giren özel sektöre hiçbir sosyal ve çevresel kaygı taşımadan büyük bir hevesle lisans dağıtıyor, ÇED süreçlerini anlamsızlaştırıp formaliteden ibaret hale getiriyor, hem çevre ve iş güvenliğini hiçe sayan kuralsızlığı artırıyor. 


AKP bunları vahşi kapitalizme odaklı, kuralsız politikalarını sürdürdükçe ve hiçbir şey olmamış gibi oyları topladıkça; biz daha çok, temiz enerji, yenilenebilir enerji diye didinip dururuz; gözümüzün önünde işlenen madenci cinayetlerine, kesilen ağaçlara daha çok ağıtlar yakarız…