ERDOĞANGİLLER…

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için ciddi anlamda "sınav günleri" içindeyiz. Elbette yaptıkları bakımından… Ve de belkemikllik halleri açısından…

Bu "güruh" siyaset söz konusu olduğunda nasıl bir anda ödleri patlayıp beyaz bayrak çektiklerini yaşayarak görüyoruz.

Örneğin 17-25 Aralık skandalı patladığında "şehirleri TOKİ’leme" bakanı Erdoğan Bayraktar NTV’nin öğle haberlerine telefonla bağlanarak kendisini kenara ayırıp, her şeyi "faş etmiş" en baştakini ele vermişti:

-Ne yaptımsa Başbakanın talimatıyla yaptım! Ben değil o istifa etmelidir!

Erdoğan Bayraktar bu itirafı en küçük bir baskı ve şiddet görmeksizin kendiliğinden yapmıştı.

Geçen hafta içinde de TBMM Araştırma Komisyonuna ifade verdi. Komisyon başkanı Hakkı Köylü "tek başına" (!) aldığı kararla yayın yasağı istedi mahkeme de anında koydu!
Neyse ki Türkiye’de gazetecilik ölmemişti! Yasakları tanımıyoruz diyen "bir kısım" dik duruşlu medya her şeyi yazdılar.

Şehirlerin yağmalanmasından sorumlu eski bakan komisyonda yine döküldü:

-Bu Ali Ağaoğlu bela bir adam!.. Oğlum Abdullah’a 20 defa söyledim, bu adamla görüşme diye… Ama görüştü. Sonunda da buldu belasını!!!

Komiyon Başkanı Köylü araya girip "daha ilersini boş ver şimdi" diye uyarıyor. Oysa soruştuma yapan komisyonun başkanı. Her şeyin aydınlanması için görev yapacak?!!
Bir bunlara bakıyorsunuz bir de 12 Eylül’de işkence altında gerçek adını-soyadını bile polise söylemeyen devrimcilere… İşte, serbest piyasacısından islamcısına, faşistinden ümmetcisine sağcıların "zor" altındaki farkları!

Bu yüzden en başlarındaki Erdoğan cesaret, direngenlik, yiğitlik örnekleri vereceği zaman devamlı olarak sol gelenekten ödünç anılar alarak kürsülere çıkmıştı.

Çünkü kendilerinde tek direnç örneği yok! Hepsi anında dökülüyorlar. Ne olacak ki:

-Hepsi Erdoğangillerden!..

YASAKLARI PARÇALADIK!

İçinde bulunduğumuz hafta (24-30 Kasım 2014) basın özgürlüğü açısından tarihi bir dönem oldu. Geçen yıl 17 Aralık ve 25 Aralık günleri ortalığa saçılan yolsuluk ve rüşvet skandalları için, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) örtme-gizleme operasyonlarını zirve noktasına ulaştırdı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olup biteni milletin kendisinden saklamak için "yayın yasağı" koydu!

Seçim dönemlerinde kendisini "Milletin Adamı" olarak takdim eden Recep Tayyip
Erdoğan’ın bakanları; soruşturma komisyonuna verdikleri ifadelerin millet tarafından duyulmasına karşı çıkıyorlar!

Halbuki kendileri savunuyorlar.

Suçsuz olduklarını ifade ediyorlar.

Ne güzel değil mi?

Göğsünüzü gere gere çıkın konuşun.

Bunu yapmak yerine her şeyin gizli kapaklı kalmasını istiyorlar!

Tıpkı daha önce yaptıkları gibi…

Ama her sorunu seçim-sandık üzerinden çözemekte dirençli bir tavır gösteren AKP, seçim sonuçlarına göre oluşmuş TBMM’nin çalışmalarına izin vermemek için elinden geleni yapıyor.

Ama olmuyor işte!

2000’li yıllarda basın özgürlüğü eskiden olduğu gibi ayaklar altına alınamıyor.

Başta BirGün olmak üzere pek çok gazete "Yasaklara değil, halkın haber alma hakkına itibar ediyoruz" diyerek TBMM Araştırma Komisyonu tutanaklarını yayınladılar.

Böylece 24 Temmuz 1908’de Basından Sansürün Kaldırılması olayının bir üst aşamasını hayata geçirdiler:

-Sansürü-yasakları parçaladılar!..

YALOVA KRİTERLERİ

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Yalova Belediye Başkanı Sefa Salman bir kavşak düzenlemesi için 158 ağacı gayet güzel biçimde kesip attı.

Eleştirilere de çok "tanıdık" bir cümleyle yanıt verdi:

-Daha fazlasını dikeriz!

Böylece çevre düşmanı iktidar partisiyle aralarında görüş farkı olmadığını da gösterdi.

Halbuki onun bu makama seçilmesi CHP ne büyük mücadele verdi!

Daha iktidarının ilk yılıda çevre duyarsızlığı konusunda dozerlerini getirip AKP’nin yanına parketti!

CHP "Çevre Katliamı var" diye iktidarın üzerine yürüme çağrısı yaptığında herkesin aklına bu gelecek:

-Yalova Kriterleri!