MERSİN’DEN İZLENİMLER…

Meksika Uluslar arası Şiir Festivali, Hollanda-Eindhoven’de şiir-müzik-tiyatro buluşmaları derken, bu kez Atatürkçü Düşünce Derneği’nin konuğu olarak Mersin’deyim…

Yazıya, Öğretmenler Evi Otelinin, penceresi genç palmiye ağaçlarının ötesindeki sonsuz Akdeniz’e açılan bir odasında başlamıştım…

Atatürkçü Düşünce Derneği Mersin Şubesi’nin bir odasında sürdürüyorum…

Dün akşam “Kongre Merkezi”nin bin kişilik olduğu söylenen salonu, beni ve Haluk Çetin’in dinlemeye gelen seçkin bir izleyici topluluğuyla hemen hemen dolmuştu…

Haluk’la dinletiler serüvenimizin tam yirminci yılındayız ve öyle sanıyorum ki böylesine uzun soluklu bir sanat maratonunun bir benzeri bizde de başka yerlerde de pek fazla değildir…

Atatürkçü Düşünce Derneği Mersin Şubesi Başkanı, bende çelikten iradeli bir kadın izlenimi bırakan, değerli eğitimci Saadet Bilir’in kısa ve özlü konuşmasının ardından, dinleti öncesinde ben de bir konuşma yaptım…

Kasım ayının ilk gününde Sarıyer ADD şubesinin düzenlediği toplantıdaki konuşmamda da söylediğim gibi, Atatürkçü düşüncenin her şeyden önce bir yaşam felsefesi, bir aydınlanma düşüncesi olduğunu anlatarak, bu yaşam felsefesini, aydınlanma düşüncesini savunmanın hepimiz için yaşamsal bir ödev, bir namus borcu olduğunu söyledim…

Güncel olaylara değinerek, polis ordusunun yanı sıra jandarmayı da siyasal erke bağlamanın, ülkemizin hiç de uzak olmayan geleceği bakımından nasıl ölümcül bir tehlike oluşturduğunu anlattım…

Yargıtay Başkanının birkaç gün önceki Anayasa uyarısını anımsatarak, bütün bu konularda herkesin sesini yükseltmesi gerektiğini, bunun bir yurtseverlik , bir insanlık, bir aydın olma görevi,yaşamsal bir sorumluluk olduğunu dile getirdim…

Söz elbette son günlerde gündeme düşen “kadının fıtratı” konusuna da gelecekti…

Yüzlerce dinletimizin neredeyse hepsinde olduğu gibi bu kez de
salonun yarısından çoğu kadın izleyicilerimizdi…

Kadının doğasında erkekten çok daha fazla cesaret, dayanıklılık ve umut olduğunu, sadece insan dünyasından değil, başkaca canlıların dünyasından da örneklerle anlattım…

Erkek izleyicilerimizden özür dileyerek, kadınların biz erkeklerden daha üstün olduklarını düşündüğümü ve GEZİ direnişi örneğini vererek, ülkemizin kurtuluşunun kadınların öncülüğünde gerçekleşeceğine inancımı belirttim…

Cennet kadınların ayağının altındaymış… Bunun için, kadıncağız ayağını çekmeye çalışsa da bu ayağın altını öpmeye çalışıyormuş…

Bir yanda, 1934 yılında, daha Fransa’da,İsviçre’de kadınların seçme ve seçilme hakkı yokken onlara bu hakları tanıyan bir uygarlık, aydınlanma düşüncesi; öte yanda kadını ayak altına indirgeyen, aslında onu ayaklar altına alan, yaşamın dışına iten, zavallı, ilkel, kaba, erkek egemen anlayış…

Ne demezsiniz…

***

Dinleti ve uzun süren kitap imzası sonrasında dostlarla ülkemizi, gazetemizi, CHP’yi konuştuk…

Mersin gibi bir kentin yönetiminin nasıl olup da kaybedildiğini
anlamaya çalıştık…

Sabahleyin, sözleştiğimiz gibi, Mersin-Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan bizi kahvaltıya götürdü…

Neşet Tarhan, benim cezaevi koğuşu ve yurt dışı sürgün arkadaşım, kardeşim, sevgili Nedim Tarhan’ın küçük kardeşidir…

Geçtiğimiz, gezdiğimiz yerlerde, seçimi yüzde elliye yakın
oy oranıyla kazanan Neşet Tarhan’a, karşılaştığımız insanların, Mezitli sakinlerinin gösterdiği sevgiye, candan ilgiye tanık olduk…

Her alanda ve her anlamda başarının, halkın kalbine giden yollardan geçtiğini bir kez daha gördük…

***

Mersin’den izlenimler derken, bir ADD, kadın, siyaset yazısı oldu bu…

Olsun…

Bütün bunlar da şiirin, doğanın, yaşamın dışında değil…

Ama siz yine de , “genç palmiye ağaçlarının ötesindeki sonsuz Akdeniz’e açılan” cümlesinin altını çizmeyi ihmal etmeyin…

Ölümünden bu yana, her dinletimize onu anarak başladığımız Metin Demirtaş yaşıyor olsa bunu mutlaka yapar, bana da telefonla söylerdi…