OKTAY AKBAL’A MEKTUPLAR

Yıllar önce, başına gelen ilginç bir olay anlatan Melih Cevdet’i şöyle dediğimi anımsıyorum:

-Tesadüf değil Melih Cevdet Bey, bunların sizin başınıza gelmesi. Siz de bunları çeken bir şeyler var.

Gerçekten de öyledir, kimi insanlarda garip olayları mıknatıs gibi çeken bir özellik vardır. Yoksa onların hepsi, nasıl gidip, o kişiyi bulabilirlerdi ki?

Mektuplar da öyle değil mi?

Onlar da yalnızca, yazanların iç dünyasını dışa vurmakla kalmıyor, aynı zamanda yazıldığı kimsenin kişiliğini de ortaya koymuyorlar mı?

O yüzdendir ki,”bana aldığın mektupları göster, sana kim olduğunu söyleyeyim” dense hani yeridir.

Oktay Akbal’a gönderilen mektuplar da öyle.

O Mektuplar da yazanlarının olduğu kadar yazılanın kişinin kimliğini de ortaya döküyor.

Değerli yazar dostum, Hikmet Altınkaynak’ın derlediği, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “Oktay Akbal’a Mektuplar ( 1943 – 2014 )” kitabından öğreniyoruz bunları.

70 yıl boyunca yazılmış mektuplar içinde, birkaç nezaket cümlesini aşmayanlar da var, Kenan Harun’unkiler gibi, “mektup – roman”boyutuna ulaşan uzunlukta olanları da.

Ama hepsi, çok kendine özgü bir dünyanın, yazın dünyasının sorunlarını, kaygılarını, sevinçlerini öfkelerini yansıtırken bizi zaman içinde yolculuğa çıkarıyorlar.

***

Geçen perşembe günü Türkiye Gazeticeler Cemiyeti’nin organize ettiği bir toplantıda tanıtımı yapılan mektupların yazarları arasında kimler kimler yok ki. Şöyle bir gözatalım:

Nahit Hilmi Akgün, Besim Akımsar, Sabahattin Kudret Aksal,Talip Apaydın,Prof. Neda Armaner,Mustafa Balbay,Özdemir Balkan, Tahsin Banguoğlu, Faik Baysal, Vehbi Belgil, Egemen Berköz, Adnan Binyazar, Salah Birsel, Dr. H. Wilfrid Brands, Alev Coşkun, Necati Cumalı, Bülent Ecevit, İlhami Emin,Ali Gevgilili , Kasım Gülek, Ruşen Hakkı , Kenan Harun,Georg Hazai, Ayhan Hünalp, Ahmet Köksal, Cahit Külebi, Nezihe Meriç, Yaşar Nabi Nayır, Behçet Necatigil, Fahir Onger, Fikret Otyam, Lütfü Özkök, Ziya Osman Saba, Mehmet Salihoğlu, Mehmet Seyda, Salim Şengil, Ahmet Telli, Naim Tirali, Prof Fehmi Yavuz, Hilmi Yavuz

Kitabın tanıtım konuşmasında yer alan eseri yayınlayan, İş Bankası Kültür Yayınları’nın değerli editörü Ruken Kızıler, coşku dolu uzun mektuplarıyla hemen dikkati çeken, Kenan Harun ile ilgili “Meçhul Şairler” dizisinden bir kitap yapmak istediklerini fakat yeterince bilgi bulamadıklarını, ama Hikmet Altınkaynak’ın derlediği, mektuplardan sonra elde ettikleriyle ve şairin torunuyla temasa geçtiklerini yapıtı da yakında oluşturacaklarını söyledi.

“Oktay Akbal’a Mektuplar” daha piyasaya çıkmadan yeni bir eserin daha can bulmasına vesile oldu böylece.

***

Mektuplara bakıyorsun, edebiyat ve sanat dünyasının büyük adamları nasıl kıt olanaklar içinde yaşıyorlar, nasıl küçük sıkıntıların pençesinde kıvranıyorlar.

Sonra da, beyaz kağıdı önlerine koydular mı, bütün onlardan sıyrılıp bambaşka insanlar oluyorlar.

Aynı sıkıntılar, aynı kısıtlar, aynı dürtüyle hareket eden insanlar, şekil değiştirerek de olsa bugün de varlar.

Ama bugan mektup ve beyaz kağıt yok.

Artık, e – posta, mesaj var, kağıdın yerini ekran aldı.

Artık postacıyı bekleyen yok, şimdi kapımızı çalan kurye dağıtıcıları. Kenan Harun gibi destan döktürenler yok, cep telefonu ile kısaca mesaj geçiyorsun veya, bilgisayarından twit atıyorsun.

Daha hızlı haberleşen, her şeyin en ücra noktaya kadar ulaştığı, daha çabuk konuşulan, daha kısa anlatılan,yazarken neredeyse sesli harflerin bile atlandığı bir ifade biçimi egemen artık. Artık melali anlamayan değil, anlayan nesle aşina değiliz.
Hangisi daha güzel diye sorma Sevgili, çünkü ikisi de değişik.

Ama İlhan Selçuk’un dediği gibi,kağıda elle veya daktiloyla da yazılsa, bilgisayara da kaydedilse, hepsi eninde sonunda yazı.

Evet çok şey değişiyor, ama edebiyat kalıyor.

Yaşasın edebiyat!
Yaşasın Oktay Akbal!