DESPOT VE AYDINLARI

Yavuz Bingöl’ün hiçbir açıklamaya sığmayacak, hiçbir özürle giderilemeyecek saçmalamalarından sonra Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri töreninde Alev Alatlı’nın söyledikleri “oligark ve aydınları” konusunu bir kez daha gündeme getirdi.(Bir grubun toplum üzerinde erki anlamına gelen “oligarşi” sözcüğünden türetilmiş “oligark” yerine, izninizle ben bizdeki duruma daha çok uyduğunu düşündüğüm “despot” sözcüğünü kullanacağım.)

Yavuz Bingöl’ün Ahmet Hakan’la söyleşideki sözlerini neresinden tutsanız elinizde kalır. Gülünç, acınası, saçma, talihsiz, tutarsız, anlamsız, mantıksız vb… sözlerini ve daha da ağırlarını artarda sıralamak da yeterli olmaz.
En iyisi, epeyce bir zamandır despotun gözüne girmek için çırpındığını izlediğim(birkaç yıl önce birlikte katıldığımız bir TV programında yapmıştım bu gözlemi) bu (artık ne yazık ki eski) arkadaşı çırpınmalarıyla baş başa bırakmak,
yürüdüğü yolun onu daha nerelere götüreceğini izlemek olmalı…

Despot dik duranları severmiş… Despot dik duranları sevmez, onlardan korkar, nefret eder. Despotlar aslında kendilerinden başka kimseyi sevmez. Karşılarında dik duranları değil yerlerde sürünenleri seviyormuş gibi görünse de bu sevgi acımasız bir efendinin uşağına karşı duyduğu acıma ve tiksinti karışımı bir duygudur…

Sözünü ettiğimiz sanatçının bir başka sanatçının omzunun üzerinden despota uzanmaya çalıştığını gösteren fotoğraftaki yıvışıklık, gözlerden ve zihinlerden herhalde hiç silinmeyecek….

***

Aydın kişiliğinden ve birikimlerinden kuşku duyulamayacak Alev Alatlı’nın söz konusu toplantıda söyledikleri üzerinde daha ciddi durmak gerekir.

Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir kültür ve sanat ödülü uygulaması olduğunu bilmiyordum, ya da unutmuşum ve anımsamıyorum.

Demek ki yeniden canlandırılmasına karar verilmiş…

Alev Alatlı böyle bir ödülü nasıl, neden kabul eder, anlamaya çalışıyorum…

Konuşmasında geçen “Cemil Meriç “adı ip ucu olabilir mi?

İtiraf ederim ki çok iyi tanımadığım, fakat yazılarından okuduğum bölümlerle ilgi ve saygı duyduğum, yaşam öyküsünden de Türkiye’de aydın olma çabasının nice ağır sıkıntılarıyla karşılaştığını bildiğim Cemil Meriç, inanıyorum ki bu gün hayatta olsa o “saray”a adım atmaz, verilen ödülü de elinin tersiyle geri çevirirdi…

Alev Alatlı’nın yanılgısı sanıyorum ki tam bu noktada…

Huzurunda Cemil Meriç adını anmakla despota entelektüel kimlik yakıştırıyor…

Büyük ve hazin bir yanılgı…

***

Despotların da entelektüel kimlikleri, bilgi birikimleri, hatta sanatsal yetenekleri olabilir mi?

Olabileceğinin toplumsal yaşamın en üst aşamalarında da, kişisel yaşam alanlarında da sayısız örneği var…

Bu bambaşka bir konu…,

Fakat bizdeki despot ne yapalım ki böyle biri değil…

Zorlamayla da, itip kakmayla da olmaz, olamaz…

Eninde sonunda bu da bir kişilik, eğitim, bilgi ve ilgi sorunudur…

“Dünya 5’ten büyük”müş….

Burada bile bir Türkçe yanlışı, bilgisizliği var…

Duyduğumda anlamakta güçlük çekmiştim …

“5’lerden”demek istiyor…

Ama Akdeniz’e “White Sea” diyen kişiye bunu nasıl anlatırsınız?

Zorlayacak olsanız, belki de, biz böyle diyoruz, onlar değiştirsinler bile diyebilecektir…

***

Mantık, akıl, duygu tutarsızlığı içinde bocalayan “sanatçı”lar, ya da bu ödülü sizin elinizden almak onurdur” diyebilen süs bebek(bkz.H.Koçyiğit) kişilikler, Ersoy’lar, Gencebay’lar, kendilerine despotun sanatçısı olmayı yakıştırabilir…

Fakat Alev Alatlı, karşısında entelektüel birikimi olan sağcı bir lider görmek istiyorsa yanlış adreste, dahası yanlış ülkededir…

Emine hanımcığı kim bilir nasıl bir duyguyla ağlatan Orwell’leri Defoe’ları bol keseden harcamasın…

Orwell bizdeki despotu belki gerçekten de ayakta alkışlardı…

Fakat şöyle düşünerek:

“Böylesini ben bile hayal edemezdim…”