ORDU NEYE YARAR?

“Yorgun Moralsiz Ordu ile Oynama” başlıklı yazımla ilgili olarak değerli okurum Nevzat Çeltek’ten bir ileti aldım. Sayın Çeltek yazısında, özetle şöyle diyordu:

“Bugünkü yazınızda, Orduyu savunmanıza şaşırdım doğrusu. O Ordu değil mi sizi beni ve yüz binleri zindanlara atıp, yargısız yatıran.
’Beyler Ordu ile oynamayın! Bir gün ona ihtiyacınız olur. Ordu ile oynar, onu yorgun, bitkin moralsiz hale sokarsanız, bütün ülke kaybeder’ diyorsunuz.

Ordu solculardan, devrimcilerde uzak kalsın ve kimsenin Ordu’ya ihtiyacı olmasın bence. İyi günler selamlar.”

Nevzat Çeltek, gözleminde haklı,12 eylülde, onu da beni de yüz binleri de içeri atan, yargısız yatıran de Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ‘in komutası altındaki TSK idi.

Bir yanılgıya düşmemek ve o Ordu başka, bu Ordu başka gibi yanlış değerlendirmelere girmemek gerek.

Eğer böyle düşünenler varsa, İstanbul’da Maltepe Aydınlıkevler Mahallesinde , 12 eylülde tutuklu bulunduğumuz askeri tugayın birkaç kilometre ötesindeki Kenan Evren kışlasının hala yerinde durduğunu hatırlatmak isterim.

Belirtmeliyim ki, Kenan Evren kışlasını kendine yakıştıran ve bunca olaya rağmen bu adı değiştirmemekte direnen bir kurum, zımnen 12 eylülün sorumluluğunu da üstlenmiş, dolayısıyla da bütün Türk halkına bir özür borçlu demektir.

***

TSK’nın, bugün de, kılık kıyafet değiştirerek devam etmekte olan 12 eylül darbesindeki rolünü unutmamak, onu doğru tanı koymak durumdayız.

Bu savsaklanmaması gereken bir görevdir aynı zamanda.

12 eylül, laiklik demokrasi çağdaşlık gibi kavramların ordu tarafından korunabileceğine inananlar kalmışsa, onların gözünü açıp, gerçeği görmelerini sağlayacak çarpcı bir örnektir.

Ayrıca Ordunun konumunu işlevini doğru saptamak, demokrasilerin zorunlu koşuludur.

Ordu, ülkenin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu görevini yerine getirirken, sivil siyasi idarenin emrinde olmak konumundadır.

Ordu’nun, ülkenin güvenliği koruma işlevinin yanına, yeni yükümlülükler yüklemek ve ondan siyasetin veya sivil demokratik kurumların savunma alanına giren kurum ve kavramları savunmasını beklemek ve istemek çok vahim sonuçlar doğuracak bir hatadır.

Darbeler demokrasi koruyabilselerdi, Türkiye’de demokrasi bugün bulunduğu yerde olmazdı.

Ve nihayet içinde bulunduğumuz durumun 12 eylül askeri darbesinin sonucunda meydana çıktığını görmemek mümkün değildir.

***

Bu bakımdan, Değerli okurum Çeltek’in, “ordu solculardan,devrimcilerden uzak kalsın, kimse de Ordu’ya ihtiyaç duymasın” görüşüne candan katılıyorum.

Ancak burada bir yanılgıya da düşmeyelim, Türkiye’de demokrasinin, solcuların başına ne geliyorsa, sadece ordudan geliyor sanmak yanlıştır.

12 eylülde askeri darbenin ne kadar feci olduğunu yaşayarak gördük, ondan sonrasında ise, zaman zaman sivil darbelerin, de en aşağı onun kadar hatta belki de daha feci olduğunu yaşayarak gördük, yaşayarak görüyoruz, korkarım ki, daha beterlerini yaşamaya da adayız.

Keşke böyle olmasaydı, keşke demokrasimizin, aşması gereken tek engel, askeri darbe olsaydı.

Ama ne yazık ki, değil.

Bu arada askeri vesayetin, sivil totalitarizmi yerleştirmek için bahane olarak kullanılmasının ne gibi sonuçlar doğurduğunu da gördük.

Ordu ile bu şekilde de oynanmamasını istemek orduyu değil, demokrasiyi savunmaktır.

Son olarak, ordusuz devlet olmuyor. Bağımsızlığın ve güvenliğin savunucuları her yerde ordulardır.

Şu sıralarda içinde bulunduğumuz bölge barut fıçısı, bütün ordular teyakkuz vya hareket halinde.

Böyle bir ortamda, böyle bir hengamenin ortasında ordusuz veya yıpranmış yorgun moralsiz bir orduyla kaldığımız takdirde, başımıza gelecek olanları düşünmeden edebilir miyiz?