SATILIK VATAN

Bu siyasal iktidarın her hangi bir fabrika, iş yeri, üretim sağlayacak bir kurum açtığını duydunuz mu?

Sadece bir mirasyedi gibi, ülkenin elinde avucunda ne varsa; kamuya, halka ait ne varsa satıyor ve ekonomiyi onunla döndürüyor, ya da döndürdüğünü sanıyor.

Mirasyedinin sonu iflastır.

Soyguncu, talancı, satıcı iktidarın sonunun iflas olduğundan da kuşku duymamak gerekir.

Fakat bu arada olan oluyor; günümüz iktidar sahiplerinin kasaları, cepleri mideleri şişip genişledikçe ülke günden güne kan kaybediyor, güçsüzleşiyor.

Nasıl bir talan programıyla iktidarı ele geçirdiklerini görmek tüyler ürpertici.

Bunu gizlemeye de gerek duymuyorlar.

İlk maliye bakanlarının “babalar gibi satarım” sözü kulaklardadır.

Zamanın başbakanının, farklı sözcüklerle de olsa aynı anlama gelen “ben bir pazarlamacıyım” deyişi de…

***

Şehirler kültür mekânlarıyla, sanat kurumlarıyla, mimarlık değeri taşıyan yapılarıyla, sanatsal değer taşıyan heykelleriyle anlam ve değer kazanır.

Sayısız ülkeden sayısız örnek vermeye gerek görmüyorum.

Şehirlerin de insanlar gibi ruhu, kimliği vardır.

O kimlik, o şehirde yaşanların kimlikleriyle buluşur, birleşir, bir bütün oluşturur.

Bir kentin insanı olmak, orada nefes alıp vermekten, yiyip içmekten çok daha fazla bir şeydir.

Bu iktidar döneminde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, rant konusu olan her kentimizin, kendi tarihsel süreçlerinde kazandıkları kimliklerinin yok edilmesine, ruhlarının kirletilip sakatlanmasına tanık olduk.

Onlarla birlikte o kentin insanlarının da kimlikleri bozuluyor, ruhları sakatlanıp kirletilip sakatlanıyor demektir.

Ne için, ne karşılığında?

Gözü doymaz bir para hırsı, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak gözü dönmüşlüğü, hepsinden önce de kimliksizlik. Çağdaş bir insan olma kimliğinden yoksunluk. Bırakın çağdaşlığı, bütün bir inanlık tarihinden, bilimden, sanattan, kültürden ürkütücü bir habersizlik., amansız düşmanlık…

***

Bu yazının yayınlanacağı 7 Aralık Pazar günü Ankaralı sanat severler, kim bilir ne yapılmak için (cami mi, AVM’mi, “rezidans” mı, banka ya da ülke yararına ne yapacağı belirsiz iş merkezi gökdelenler mi,;ama herhalde bir sanat ya da kültür merkezi, bilimsel araştırma kurumu, hastane ya da eğitim kurumu değil) satılacak(ya da zaten satılmış olan) Şinasi ve Akün sahnelerini, para, kâr, talan, soygun ve kültürsüzlük canavarından, sanat düşmanlarından kurtarmak için 11.00-16.00 arasında Kuğulu Parkta toplanacaklar.

Hırsızların koruyucuları da orada copları, plastik ve gerçek mermileri, zehirli gazları, panzerleriyle önlem almakta kuşkusuz gecikmeyecekler.

Bu korku, başkentin yaşamında, kimliğinde önemli yerleri olan sanat kurumlarını bir an önce elden çıkarabilmek telaşından çok, vatan satıcılığının korkusudur…

Çünkü bir ülkenin kültürel değerlerini satıp yok etmek, o ülkeyi satıp yok etmekten hiç de farklı değildir.

Öyleyse yurttaşlar, yurtseverler, tıpkı ulusal bayramlarda bir araya gelir gibi, Anıtkabirde buluşur gibi, Akün ve Şinasi sahnelerine sahip çıkmak için Kuğulu Parka akmalıdır…

Gerçek yurtseverliğin, yurttaş olmanın sınanacağı günler bunlardır…