YA ‘EHLİLEŞMEZSEK?

Bütün hafta boyunca bu soru kafamın içinde dönüp durdu. Şu başlıkta sorduğum soru… Ya ehlileşmezsek? Ya ben ehlileşmek istemiyorsam ve de ehlileşmeye hiç niyetim yoksa? 


Nereden çıktı bu demeyin. Alev Alatlı’nın gazetemizde Ceren Çıplak’a verdiği röportajda söylediklerinden çıktı. Anımsayın “Birey bir biçimde ehlileştirilecektir”diyordu. 


“Birey bir biçimde ehlileştirilecektir ki, bir kutsal, bir idea, bir dünya görüşü etrafında toplanabilsin ki, bir ‘toplum’dan söz edebilesiniz.” 


“Ehlileştirmek” genellikle hayvanlar için kullanılan bir sözcük.

Sözlükler,“evcilleştirmek” sözcüğünü eşanlamlı olarak veriyor. Anlamları şöyle sıralayabilirim: 


Uslandırmak… Terbiye etmek… Munis, yumuşak huylu hale getirmek…

Uysallaştırmak… 


Biraz daha kurcaladığınızda çağrışımlar dallanıp budaklanıyor: Alıştırmak… Zararsız hale getirmek… Denetim altına almak… Tatsız, yavan, manasız kılmak…

Yumuşatmak, hafifleştirmek… 


Hayvanları nasıl ehlileştirdikleri malum… 


Ateşi ehlileştirdiğinizde onu denetlemiş oluyorsunuz… 


Medyayı, televizyon programlarını ehlileştirdiğinizde bunları hafifletmiş ama aynı zamanda içini boşaltmış, anlamsızlaştırmış oluyorsunuz. 


Toprağı ehlileştirdiğinizde, toprağı ekmiş, toprağı işlemiş oluyorsunuz. 


Oh sonunda güzel bir anlamını bulduk diye hemen sevinmeyelim:

Anımsayın Shakespeare’in “Hırçın Kız”ında, Petruchio, evlenmek istediği Katherina’yı“ehlileştirmeye” yani onu “yola getirmeye” çalışırken aslında yapmak istediği onu kendisine tutsak etmekti… 


Zaten hükümetin “4+4+4” eğitim sistemiyle; eğitim şûrasının kararlarıyla, yolsuzlukların üzerini kapama çabasıyla; her gün bu ülkede kadınların öldürülmesini görmezden gelerek yaptığı da bu değil mi? 
Ama, ya ehlileşmezsek? Ya ben ehlileşmek istemiyorsam ve de ehlileşmeye hiç niyetim yoksa? 


Dünyanın herhangi çağdaş, uygar bir ülkesinde bu açıklama olay yaratırdı. Bizde tek tük itiraz dışında ses çıkmadı… Demek ki “ehlileştirme” durumu çokça işe yaramış! 
Neyse ki “ehlileşmeyenler” de var! 



Muammer Sun’a sevgi ve saygı 


Ben dünyanın en şanslı insanlarından biriyim. Neden mi? Güzel insanların var olduğu bir dönemde, onların yakınlarında bulunarak, onları izleyerek, muhteşem yaratıcılıklarına tanıklık ederek yıllar geçirdim. Var ettikleri güzellikleri paylaştım. İşte o insanlardan biri de Muammer Sun. 
Muammer Sun, yanılmıyorsam bugün 82 yaşında. Ben onu tanıdığımda daha kırkına girmemişti. Sanat dergisine el ve omuz verenlerdendi. 
60’lı yıllardan beri bu ülkede müzik eğitimi, müzik politikaları üzerinde çalışan, besteleriyle, yazdığı kitaplarla, kurduğu korolarla, orkestralarla, TRT’nin tek kanallı olduğu günlerden süregelen emeğiyle evrensel, yerel ve çağdaş değerleri yücelten, birkaç kuşak yetiştiren, niteliği yaymaya çalışan bir kültür neferi! 
Şimdi ona bir kez daha sevgi ve saygımı bildiriyorum: “Ehlileşmediği” için… 
Düşünün ki yaşamınızı Türkiye’ye ve müziğe adamış bir besteci, bir eğitimcisiniz. Biliyorsunuz, inanıyorsunuz ki, bu ülkenin nitelikli müzikle ilişki kurması, çağdaşlaşması Türk bestecilerin eserlerinin çalınması, yayınlanması, yaygınlaştırılmasıyla gerçekleşir.Üstelik bestecisiniz! Hangi besteci istemez kendi eserinin çalınmasını! 


Ama geçen hafta Muammer Sun, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na (CSO)“Hayır” dedi. CSO’nun 2014-2015 programından Fazıl Say’ın eserleri çıkarılınca yerine Muammer Sun’un bestelerinden konmak istendi. Ama “Hoca” kabul etmedi. Etseydi, devletin baskısına, yok etme çabasına katılmış, alet olmuş, katkıda bulunmuş olacaktı. 


Fazıl Say’ın, Muammer Sun için “Yıllarca müzik öğretmişti şimdi de insan olmayı öğretti” tanımlaması çok doğru. Rengim Gökmen’in de tepki olarak CSO’yu yöneteceği “İsmet İnönü’yü Anma Konseri”nden çekildiğini hatırlatırım… 
Dedim ya, herkesi ehlileştiremiyorlar!