KOLTUKLARA KARŞI BİR KALTAK

Fransa’da bugün kadınların sahip olduğu tüm yasal ve sosyal hakların temelinde, Feministlerin “kürtaj yasağı”na karşı verdikleri mücadele vardır. 1920 tarihli bir yasaya karşı kazanılan bu mücadele, salt yasanın iptalini sağlamamış, topluma egemen “erkek” zihniyetini de değiştirmiş ve ortak bilince kadının hem erkeğe eşit hem de vücuduyla özgür, iradesiyle özgün bir varlık olduğunu yerleştirmiştir.

1971’de Simone de Beauvoir’ın hazırlayıp ünlü kadınların imzaladığı “343 Kaltak Manifestosu” ile başlayan sivil itaatsizlik sürecinin zirve yaptığı olay, 1972’de “Bobigny Davası” diye adlandırılan mahkeme sürecidir.

Bu davada, uğradığı tecavüz sonucu hamile kalan bir genç kız yasadışı kürtaj yaptırmaktan, doktoru yapmaktan, kızın annesi ve annesine kürtaj için borç para veren üç arkadaşı da “yardım ve yataklık” etmekten yargılanıyordu.

Avukat Gisele Halimi ve yazar Simone de Beauvoir, kamuoyuna taşıdıkları mahkemede davalıları değil, kürtajı yasaklayan yasayı yargılatmayı başardılar.

Öyle ki, duruşmalardan birinde genç kızın annesi, mahkeme heyetine karşı “Suçlu olan ben değilim, sizin yasanız!” diye haykırıyordu.

Davanın ara kararı, tutuklu yargılanan genç kızın salıverilmesi oldu. Ana kararında ise bazı cezalar verildi, ama hiçbiri uygulanmadı ve daha önemlisi, mahkeme heyeti “1920 yasasının uygulama niteliğini yitirdiğine” hükmetti.

***

Tarih sahnesine öteki Simone’un çıkış saati çaldı.

1974 yılında muhafazakâr sağın adayı Giscard d’Estaing, rakibi sosyalist Mitterrand’a epeyce fark atarak cumhurbaşkanı seçildi.

Başbakan atanan Jacques Chirac, sağlık bakanlığı koltuğunu bir kadına teslim etti: Simone Veil.

Garip ama gerçektir, Fransa tarihindeki en ilerici reformları gerçekleştirecek, seçmen yaşını 18’e indirerek gençlerin politikaya taşınmasından kadın haklarına, ülkeyi her alanda özgür ve modern kılacak bu hükümet; solcu değil, sağcı ve muhafazakâr çoğunluğu temsil ediyordu.

Oysa Fransa’yı bir sonraki yüzyıla taşıyan ve sosyalistlerin hayallerini bile sollayan reformları yaparken, kendisini iktidara getiren tutucu seçmenin suyuna gitmedi. Tam tersine, o tutucu seçmeni zihniyet değiştirmeye, çağ atlamaya zorladı!

1974 tarihinde Fransa’nın o güne kadar seçilen en genç cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing, ilk kez dört kadının bakan olduğu Chirac kabinesi de en devrimci hükümetti.

Sağlık Bakanı Simone Veil, olağanüstü güzel bir kadındı. Annesi, babası, erkek kardeşi Alman konsantrasyon kamplarında ölmüş, kendisi de kız kardeşiyle birlikte ölmeden kurtulduğu Auschwitz-Birkenau konsanstrasyon kamplarının numarasını taşıyordu bileğinde. Ağır ceza yargıcı ve üç çocuk annesiydi.

***

Solcu Simone’un tersine, merkez sağın Fransa’yı kurtaran efsane lideri De Gaulle’ün “yurtsever” çizgisini benimsemişti. Ama kadın özgürlüğü ve hakları için verilen mücadelede, bayrağı Simone de Beauvoir’dan alıp zirveye dikmek için en ağır yolu kat eden oldu.

Bakanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk işi, kürtajı serbest bırakan ve devlet hastanelerini ücretsiz kürtaj yapmakla yükümlü kılan bir yasa tasarısı hazırlamak oldu. Tasarı tıp, hukuk ve etik uzmanlarının üzerinde anlaştıkları, titiz ve ayrıntılı bir çalışmaydı. Hiçbir olasılık kural dışı, hiçbir kural da yoruma açık bırakılmamıştı.

Simone Veil, 26 Kasım 1974 günü kürtaj yasa tasarısını savunmak için Fransa’nın altın yaldızlı simgelerle süslü tarihi meclis kürsüsüne çıktığında; karşısındaki kırmızı kadife koltuklarda 481 erkek, 9 kadın milletvekili oturuyordu. Veil, “Geniş geneli erkek olan bu meclis bilmelidir ki, hiçbir kadın isteyerek kürtaj yaptırmaz, mecbur kalır…” diye başladı sözlerine.

***

25 saat süren tasarı tartışmaları sırasında, ağızlarından köpükler saçarak saldıran vekillerin şiddet söylemine, ağza alınmayacak saldırılarına maruz kaldı.

En ağır hakaretler, en belden aşağı vuruşlar, en ırkçı küfürler, kendi partisinin vekillerinden geliyordu.

Ne kaltaklığını bıraktılar, ne orospuluğunu. Annesini, babasını ve erkek kardeşini öldüren Almanlardan hamile mi kaldığını soran da oldu, kaç kez çocuk aldırdığını da. Yahudi dölü olduğu tabii ki unutulmadı. Fransız soyunu kurutmakla görevli hain İsrail ajanı olmakla itham edildi.

Ama Simone Veil, mıh gibi durdu. İradesi bir an bile sendelemedi. Meclisteki bir azgın erkek azınlığının, kudurmuş gibi sürdürdüğü saldırılara soğukkanlılığını, zarafetini yitirmeden göğüs gerdi.

İktidar partisinin çoğunluğu kendisine düşman, kürtaj tasarısına da karşıydı. Ama Başbakan Chirac da Sağlık Bakanı’nın yanında ve serbest kürtajın arkasında…

Tasarı, hükümete destek veren sosyalist muhalefetin oylarıyla yasalaştı. Kürtajın serbest bırakılıp ücretsiz kılınması, kadınlara istedikleri zaman, istedikleri için çocuk yapmak hakkını vermekle kalmadı.

Kadının vücudunun tek sahibi ve özgür olduğunu tanımladı.

Bugün Fransa’da kadın erkek eşitliğiyle kişisel özgürlükleri tam katılımla benimseyen toplumsal zihniyet, bu yasanın ürünüdür.
 

"G" NOKTASI

Simone Veil, bugün Fransa’da aşırı sağcısından aşırı solcusuna halkın en saygı duyduğu siyasal kişilik.
“Veil Yasası” diye anılan kürtaj yasasının 40. yılı, 26 Kasım 2014 günü Fransız parlamentosunda, özel bir oturumla kutlandı.

Yasa, bütün parti grup başkanlarının verdiği ortak önergeyle yeniden oylamaya sunuldu. 143 olumlu oya karşı 7 olumsuz oyla kabul edilen önergeyle, serbest kürtajın Fransa, Avrupa ve dünya kadınları için temel hak olduğu vurgulandı. Milletvekilleri, artık çok güzel ve yaşlı bir “hanımefendi” olan Simone Veil’e saygılarını, 40 yıl sonra ayakta alkışlayarak gösterdiler. 

“Kadına egemen olan, her şeye egemen olur. Kilise, bu yüzden kadına egemen olmak ister ve demokrasi, tam da bu yüzden kadını Kilise’nin elinden kurtarmalıdır.” 

JULES FERRY