OSMANLICA’NIN DİJİTAL DEVRİMDEKİ YERİ

Namık Kemal’in “Vatan Şarkısı” adlı şiirinin kim bilir ne zamandan anımsadığım iki dizesi son günlerde belleğimde sıklıkla yineleniyor:

Gavgaada şahadetle bütün kâm alırız biz

Osmanlılarız can veririz can alırız biz

Oynandığı dönemde büyük ses getiren ve yasaklanan, kimilerinin dalga geçmek için adını “Vatan yahut Sakarya” biçiminde de deyimleştirip geveledikleri ünlü “Vatan Yahut Silistre”de geçen bir şiirdir bu…

Beşer dizelik her kıtanın son iki dizesi olarak yinelenen yukarıdaki dizelerden başka, “Osmanlı” sözü bir yerde daha geçiyor:

“Osmanlı adı her duyana lerze-resândır

Ecdadımızın heybeti ma’rüf-i cihândır” vb…

İtiraf ederim ki bu iki dizeden ilkinde söyleneni anlamak için, benim de Osmanlıca-

Türkçe bir sözlüğe bakmam gerekti…

Farsça bir sözcük olan “lerze”, “titreme” demekmiş… (Sonradan C. Şahabettin’in “Elhan-ı Şita”sından anımsadım…) Bende hiçbir çağrışımı bulunmayan ve yine bir Farsça sözcük olan “resan” ise “getiren” anlamında bir tamamlayıcı sözcükmüş…

“Müjderesan/müjde getiren” / “şerefresan/ şeref getiren” gibi… Böylece Namık Kemal’in dizeleri de anlaşılmış oluyor. Acele bir çeviriyle: “Osmanlı adı her duyana titreme getirir / Atalarımızın heybeti(gücü, büyüklüğü, yüceliği) dünyaca bilinir”… gibi…

***

Şimdi dürüstçe, açık yüreklilikle, yalansız dolansız soralım: Çocuklarımızın bu şiiri ve (Farsça ve Arapçayla çok daha ağırlaşmış) başkalarını okuyup anlamaları için (ciddi bir Farsça ve Arapça bilgisi gerektiren) Osmanlıcayı ve Arap alfabesini öğrenmeleri mi gerekiyor?

Yoksa lise edebiyat derslerinde, en iyi örneklerinden yola çıkarak ve sözlük yardımıyla, en önemli birkaç şairi ve şiirini inceleyip öğrenmek yeterli değil mi?

Ya da bu çocuklar, edindikleri bilgilerle, söz gelimi Ali Kuşçu’nun XVI. yüzyılda yazdığı Arapça bir geometri kitabı olan “Tazif’ul-Mezbah”ı; yine söz gelimi Tokatlı Lütfi’nin “Mevzuatul’-ulum ve l’-metalibu’l-İlahiye” (Bilimlerin Konuları ve Allahın İstedikleri) adlı kitabını mı okuyup inceleyecekler? (Bunlar ve başkaları için bkz. Prof. Ş. Turan, Türk Kültür Tarihi)

Can sıkıcı konuyu başkaca sorularla daha da ağırlaştırmadan sonuca gelelim: Neredeyse anaokullarından başlayarak çocuklarımıza Osmanlıca ve Arap dili alfabesi dayatılması, onların kişiliklerinin gelişmesine, geleceklerine hiçbir olumlu katkıda bulunmayacağı gibi, kafalarını karıştıracak, zihinlerini bulandıracak, öğrenme heveslerini bütünüyle yok edecek, zaten çok büyük değer yitimi yaşamakta olan eğitim sistemini daha da içinden çıkılmaz duruma getirecektir.

Bunlar uzmanlık, uzmanlaşma konularıdır ve kuşkusuz her alanın olduğu gibi bu alanların da uzmanları vardır ve olacaktır.

İsteyen herkes istediği dili ve alfabeyi, uzmanlık alanları bu olan eğitim kurumlarında ya da resmi eğitim kurumları dışındaki olanaklarla öğrenir ve zaten öğrenmektedir de…

Çocuklarımızdan elimizi çekelim… Onları “mezar taşı” okumaya değil, bilime, felsefeye, sanata, yaşam bilgisi ve yaşama sevinci öğrenmeye yöneltelim…

Osmanlıcadan önce Türkçeyi doğru okuyup yazmalarını, güzel konuşabilmelerini, dilde ve her alanda çağdaşlık bilincine ulaşmalarını sağlayalım.

İçimizdeki, beynimizdeki karanlıkla, geleceğimizin ışıklarını karartma çabasından vazgeçelim…

***

Osmanlı aydınlanmacısı Namık Kemal ve kuşakdaşları kendilerine “Osmanlı” deseler de dış dünya onları “Genç Türkler” diye tanıdı…

Osmanlıyı kurtaramadılar fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine çelikten ve çimentodan bir harç oluşturdular.

Günümüz Osmanlıcılarının, gülünç ve zavallı “yeni saraylı”larının onların adlarını anmamaları, andıklarında da “jakoben” diye karalamaya çalışmaları bundandır…

Çünkü dertleri Osmanlıyla değil, Türkiye Cumhuriyeti’yledir.

Osmanlıyı geri getiremeyeceklerini, bunun olamayacağını herhalde bilmektedirler.

Amaçları, hedefleri, Osmanlının diriltilmesi değil, bu yöndeki çabalar, yalanlar, tehditler, akıl karıştırmalar ve zihin bulandırmalarla, aslında Namık Kemal’ler gibi ilerici, yurtsever Osmanlı aydınlarının da harcında emeği, alın teri bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yok etmektir…