SANATÇI VE İKTİDAR

Yapıtı mağara duvarında binlerce yılı aşıp, bize kadar ulaşan ilk sanatçıyı hep merak etmişimdir.

Nasıl biriydi acaba?

Herkesin toplama veya avlama işinde olduğu bir sırada, ona hemen bir getirisi olmayan böyle bir işle uğraşması iznini kim vermişti? Ve katılmadığı, bir uğraşın nemasından ona da pay ayrılmasına hangi nedenle razı olmuşlardı?

Bu soruları ancak, herkes dışarıdayken duvarları bezeyen ressamın, daha önceki avlardan birinde yaralanmış bir sakat olması gibi varsayımlarla açıklayabiliriz, ama kesin cevap veremeyiz.

Kesin olan tek şey, o ilk sanatçının diğerlerinden değişik olduğudur.

Evet sanatçı değişiktir, her zaman da değişik olmuştur.

Bu değişikliği, hatta kimilerinde deha düzeyine varan bu üstünlüğü onu yine de bir koruyucuya muhtaç durumdan kurtarmaya yetmemiştir.

Tarihin ilk çağlarında sanatçı iktidarı elinde tutanın himayesi altında yetişmiş, çalışmış, gelişmiş, serpilmiştir.

Rönesansın dahi sanatçılarını bir düşün!Hepsi muktedir koruyucunun kanatları altına sığınmışlardı. Jordano Bruno gibi,aynı zamanda bilim adamı da olup,düzene başkaldıranları ve bunu canıyla ödeyenleri, ki örnekleri bizde de yok değil,istisnaydı.

Zaten iktidarı Tanrıdan gelen ilahı bir güç olduğu, tebaanın kul kertesinde değerlendiği bir düzende başka türlüsü beklenemezdi.

***

Evet sanatçı değişikti, ama o da eninde sonunda insandı. O da kaynağını Tanrı’dan alan, kutsal iktidarın himayesi altında bir şeyler yapabilirdi ancak. Sanatçının kurtulması ya da özgürleşmesi insanın siyasal iktidar karşısında özgürleşmesi, siysal iktidar karşısında kulluktan, yurttaşlığa yükselmesiyle oldu. Bu konuya tekrar döneceğim.

Sanatçının yüzyıllar boyu siyasal iktidarın kanatları altında yaşayıp serpildiğini, bundan insanın kulluktan yurttaşlığa yükselmesiyle kurtulduğuna değinmekle yetinelim şimdilik.

Ama sanatçının illa siyasal veya ekonomik iktidardan bağımsız olduğu anlamını taşımıyor bu gelişme de. Yalnızca, artık sanatçılar iktidara karşı konumları konusunda üçe ayrıldılar:

İktidarın yanında yer alanlar, iktidardan bağımsız olanlar ve iktidar ile mücadele edenler.

Dikta dönemlerinde, sanatçıların bu konudaki konumları büyük tartışmalara ,yol açmıştır.

Hitler Almanyası’nda nice ünlü yazar ressam, özellikle müzisyen, Hitler yanlılığını Nazi yakalığına kadar vardırmışlardır.

Şimdi bunlara bakarak şu hükme varmamız doğru olur mu acaba:
- Yalakadan sanatçı olmayacağına göre, bunlar da sanatçı olamazlar.

Doğrusu bu görüş, biraz tartışmalı.

Örneğin, Nazi hayranlığında, kendisine “SS Albayı “ lakabı verilecek kadar ileri gitmiş olan Herbert t Von Karajan veya Mac Carthy dönemnin, aralırında Elia Kazan’ın da bulunduğu Hollywood’daki işbirlikçilerinin adamlıkları tartışılsa bile sanatçılıkları tartışılmıyor. O yüzden rahatlıkla şunu söyleyebiliriz:

-Yalakadan da pek de ala sanatçı olabilir. Adam olmak başka sanatçı olmak başkadır.

***

Konuya Hülya Avşar, Kemal Kılçdaroğlu tartışması dolayısyla değindiğimi fark etmişsindir.

Hemen söyleyeyim:

-Sayın Kılıçdaroğlu’nun sanatçılarla siyasi tavırlarından dolayı tartışmaya girmesini gereksiz buluyorum.

Böyle totaliter bir ortamda, iktidarın yanında yer alan kişiler arasında sanatçıların da bulunması kaçınılmaz. Hatta bunlar içinde gerçekten görüşleri dolayısıyla, içtenlikle iktidardan yana duranlar da olabilir.

Onları beğenmeyip, izlemeyebiliriz, ama sanatçılıklarını tartışmak gereksiz. Ne demiş atalarımız:

-Her kör satıcının bir kör alıcısı vardır.

Yanlış anlaşılmasın, şairin romancının şarkıcının, oyuncunun iyisinin illa kişilik sahibi olanı olduğunu söylemek istemiyorum.

Sanatçı da insandır. Onların hepsinden “sen yanmasan / ben yanmasam..” diyen bir Nazım tavrı beklemek yanlıştır.

Kaldı ki, ülkemiz, şu karanlık dönemde de gördüğümüz üzere, adam gibi adam sanatçı açısından hiç de yoksul değil,çok şükür.