BABASINA BİLE GÜVENMEYENLER!

Hiç düşündünüz mü, neden bir toplum "Babana bile güvenmeyeceksin!" der? Böylesine tehlikeli bir söz nasıl olur da doğan her çocuğa tembihlenir? Oldukça hastalıklı olan bu söz niçin bir toplumda benimsenir?

Bu üç kelimenin yan yana gelmesi asla bir tesadüf değildir. Bu sözü, ağzından hiç eksik etmeyen bir toplum farketmeden kendini anlatır her defasında.

İyi dinleyin bu sözü!

Korkunun, nefretin, güvensizliğin ve sevgisizliğin haykırışlarını duyarsınız bu sözde.

Dikkatli bakın insanlara!

Bireyler, başta kendileri olmak üzere herkesten ve her şeyden korkar hale gelmişlerdir. Konuşurken kendileri gibi olamazlar; kaygıyla, telaşla ve güvensizlikle doludur kullanılan her bir kelime. Bakarken gözlerini kaçırırlar; saklanan veya gizlenen bir şeyler mutlaka vardır. Korku o denli büyümüştür ki tüm cesareti yok etmiştir. Ne doğruyu söyleyebilecek güç ne de yanlışı diyebilecek onur kalmıştır.

Şöyle bir göz atın etrafınıza!

Toplumdaki her ilişki, çıkar ilişkisine dönüşmüştür. Herkes birbirinin en zayıf noktası için bekler; o nokta yakalandığı an çelme takmak için bir saniye bile kaybedilmez. Sevgisizlik ve sahtelik hakimdir her yere. Üst kattaki komşunun kavgası en geçerli mutluluk sebebi sayılır olmuştur. Kimse kimseyi dinlemez; dinlese bile duymaz. Şüphe bulaşmıştır her bir yana.

Unutmayın!

Bir toplum aslını inkar edemez. Belki saklamaya çalışır ama en nihayetinde kendini bir şekilde ele verir. Çünkü bu bir ihtiyaçtır; şu ya da  bu şekilde, toplumlar ne olduklarını ifade etmek zorundadırlar. Bunu anlamak da o kadar zor değildir. Sadece dikkat kesilmek lazım: Gözlerden yansıyan ışığa ve seçilen cümlelere…

Dolayısıyla güvensizlikten, korkudan ve sevgisizlikten beslenen bir toplumun "Babasına bile güvenmeyen" çocuklarla dolup taşması hiç de şaşılacak bir durum değildir.

İlginç olan şey, neredeyse tüm yaşamı samimiyetsizlikle ve sığlıkla geçip giden bir toplumun, kullandığı tek bir sözle gerçekte ne olduğunu tüm netliğiyle anlatmasıdır. "Babana bile güvenmeyeceksin!" diyebilen bir toplumun, bunu söylerken kendini çok mutlu sanması da oldukça düşündürücü ve trajikomiktir.