DEMOKRASİYE DARBE

Ülkemizi ilgilendiren başlıca konularda temel görüş ayrılığımız olan, onun da ötesinde yazılarımda ağır biçimde eleştirdiğim bazı kişilerle birlikte “demokrasiye darbe” başlıklı bir bildiride imzamın bulunması, bazı yakın dostlarımı, düşündaşlarımı, arkadaşlarımı ve okurlarımı yadırgattı.

Twitter hesabıma bu yönde mesajlar geldi.

Bu yadırgamayı ve görebildiğim kadarıyla belli ölçülerin dışına çıkmayan eleştiri dozundaki yaklaşımları anlıyorum ve saygıyla karşılıyorum.

Fakat söz konusu bildiri şu anda da aynı imzalarla karşıma gelse, imzalamakta yine de tereddüt etmezdim.

Neden böyle düşündüğümü, kuşkusuz tartışmaya açık olarak, açıklamaya çalışacağım…

***

Bir anımla başlayayım…

Ülkemizin 1980’e doğru hızla ilerlediği yıllardı..

Neredeyse her gün bir yazar, bir bilim insanı, bir arkadaşımız katlediliyordu…

Genel yazmanı olduğum Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Sultanahmet’teki bir işhanının genel merkezimiz olarak sığındığımız birkaç metrekarelik odasında haftada bir yönetim kurulu toplantılarımızı yapıyorduk.

Sıklıkla yaptığımız şeylerden biri de bu alçakça cinayetleri lanetleyen basın bildirileri hazırlamaktı.

Günün birinde, yazılarında bizlere ve inandığımız değerlere acımasızca saldıran bir yazar
katledildi.

Adını da söyleyeyim, İlhan Darendelioğlu. O bizlerden nasıl nefret ediyorsa, biz de ondan ve onun gibilerden aynı biçimde nefret ediyorduk.

Fakat sonuç olarak öldürülen kişi bir gazeteci, bir yazardı.

Ne yapmalı, nasıl bir tavır almalıydık?

Bu soru, yönetim kurulunda bir tartışmaya yol açtı.

Benim tavrım açık ve kesindi: Elbette suskun kalmamalı, öteki cinayetler gibi bu cinayeti de düşünce özgürlüğüne karşı işlenmiş bir cürüm olarak lanetlemeliydik.

Tartışmada kimin hangi düşünceyi savunduğunu net olarak anımsamadığım için yanlış bir şey söylemek istemem.

Fakat çoğunluğun suskun kalmaktan yana olduğunu, kınamaktan yana olan başkan Aziz Nesin’le yalnız kaldığımızı anımsıyorum…

Yönetim kurulunun en geç üyesi, bir sevgili arkadaşım, yakın zamanlarda bana bu olayı anımsattı ve “O zaman senin sözlerini içimden sana öfke duyarak izliyordum” dedi…
Şimdi ise benim haklı olduğumu düşünüyordu…

Bir bildiri yayımladık mı, yayımlamadık mı, ne yazık ki anımsayamıyorum…

***

“Demokrasiye Darbe” bildirisinde Ahmet İsvan, Cüneyt Ülsever gibi birkaç çok saygın isim ve Mario Levi, Pelin Batu, Herkül Mi-las, Yavuz Baydar gibi değer verdiğim yazar ve gazeteci arkadaşlarımın imzaları da var.

Fakat herhangi bir bildirinin altında imzalarımızın yan yana olacağını düşünemeyeceğim kişilerin çoğunluğu oluşturduğu da gerçek…

Bu nasıl oluyor?

***

Yukarıdaki anı benim kişisel tutumumu açıklar.

Kim olursa, hangi görüşten yana olursa olsun, sadece bir yazar ya da gazetecinin değil, sıradan bir yurttaşın düşüncesini şu ya da bu biçimde dile getirdiği için yargı önüne çıkarılmasını, tutuklanmasını, üstelik de deli saçması suçlamalarla karşı karşıya bırakılmasını kabul edemem.

Böyle bir uygulamayı kınayan (kuşkusuz kendim yazacak olsam daha farklı bir üslup ve yaklaşımla kaleme alacak olduğum) bir bildiriyi, başka imzacılar kim olursa olsun imzalamakta tereddüt etmem, edemem…

***

Yakın zamanlara kadar siyasal iktidarın yardakçılığını yapmış, bu siyasal kliğin en temel insan haklarına karşı işlediği suçlar karşısında ya destek olup ya suskun kalmış, kimileri şu ya da bu ölçüde bugün belki hâlâ aynı konumdaki kimselerin böyle bir bildiri hazırlamış ya da imzalamış olmaları ise kendi sorunlarıdır…

Sonuçta, “Demokrasiye Darbe” başlığı altındaki imzalar toplamının, bu iktidarın demokrasi karşıtı kimliğinin özellikle Türkiye dışındaki ülkelerde daha iyi görülüp anlaşılmasında, “sivil darbe”ye en başından beri tutarlılıkla karşı çıkmış ve çıkmakta olanların tepkisinden daha da etkili olabileceğini düşünmek ise sanırım yanlış olmaz…