VATAN KARİNE, HİZMET KAİDE!

Ne zaman bir erkek parmağı havaya kalkıp kadınlara doğru ileri geri sallanmaya ve daima apışarasına odaklı ahlak dersi vermeye kalksa, o parmağı hart diye ısırıp koparmak gelir içimden.

Ne yazık ki vahşi değilim, iğrenirim. Zaten o parmaklar da size, bana karşı değil, ısırmayacak « bende »lere karşı sallanır. Bizim gözümüze televizyonda görünür. Plazma ekranları da dişlemek kolay değil.

Bir Şehriyar*ımız var, işte o plazma ekranlarda en çok onun parmağı sallanır.

Kadının erkekten farkını, toplumsal konumunu; neyi, nerede, kiminle, ne zaman, nasıl yaşaması gerektiğini saptar. Kadının döllenmesiyle de yakından ilgilidir ve döl artışına özel bir önem verir. Kürtajı katliam sayıp, tecavüz sonucu hamileliklerde bile yasaklatmaya kalkmış -henüz- başaramayınca, şimdi de doğum kontrolüne takmıştır.

Şehriyar’ımız her ne kadar Türkçe’yle felsefe yapılmayacağına hükmettiyse de « doğum kontrolü vatana ihanettir » mantığı, kontrolsüz doğum için gereken cinsel ilişki çokluğunu ister istemez « vatana hizmet » olarak tanımlar. Bu da felsefi bir çıkarsamadır.

***

Vatan hizmeti olarak sınırsız seks, Osmanlıca felsefeye uyar mı uymaz mı, bilemem. Ama « doğum kontrolü vatana ihanettir » saptaması, bana böylesi ihanet tarihindeki en hazırcevap haini anımsattı.

Arletty, 20.Yüzyıl’ın birinci yarısında Fransa’nın en ünlü kadın oyuncularından biriydi.

Sinema tarihinin efsane yönetmeni Marcel Carne’nin başta « Cennetin Çocukları » dört filminde baş rol oynamış; tiyatroda Sacha Guitry, Jean cocteau gibi unutulmaz isimlerle çalışmıştı.

İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman işgali, eğlence ve aşkı seven Paris’lilerin yurtseverliği için zor sınavdı. Yurt sevgisi ağır basanlar düşmana karşı direnmek üzere örgütlenirken, çoğu işgalcilerle işbirliği içine girdi. Bazı kadınlar da o güne kadar hiç görmedikleri kadar uzun boylu, sarışın ve mavi gözlü Almanlara gönlünü kaptırdı.

Esmer güzeli Arletty de çok yakışıklı bir Luftwaffe subayı, Hans Jürgen Soering’in çekiciliğine dayanamadı. Birbirlerine gerçekten tutulup, büyük bir aşk yaşadılar.

***

Sonunda yenilen Alman Ordusu Paris’ten çekilirken, Arletty’yi Almanya’ya götürmek istedi Soering. Kalırsa, başına gelecekleri her ikisi de tahmin edebiliyordu.

Ama Arletty, aşığıyla birlikte Almanya’ya gitmeyi reddetti.

Paris’i ele geçiren Direniş Ordusu, düşmanla işbirliği yapanları yakalayıp önemine göre ya kurşuna diziyor, ya da mahkemeye sevkediyordu.

Sokağa dökülen halk da Alman subaylarla ilişki kuran kadınların peşine düştü. Avladıkları dişi hainleri çırılçıplak soyuyor, tükürük yağmuruna boğuyor, saçlarını kökünden kazıyorlardı, sokak ortasında.

Arletty, saklandığı arkadaş evinde tutuklandı. Saçları kesilmedi. Sorguya çekildi, 11 gün emniyet müdürlüğündeki bir hücrede bekletildikten sonra Drancy tutukevine gönderildi.

Şöhreti yüzünden, elbette herkesin « ben de direniyordum, ama gizli » mavallarıyla yurtsever kesildiği Fransa’da, düşman Almanla «yatay işbirlikçiliği » adı takılan yatak muhabbetinin simgesi olup çıkmıştı.

***

Sonunda mahkemeye çıkartıldı. « Vatana ihanet » suçundan yargılandığı davada ayağa kalkıp: «Kalbim Fransız, ama kıçım uluslararasıdır! » dedi.

Yargı heyeti başkanı, kaidesini herhangi bir yabancı ulusun değil, Fransa’ya düşman Alman işgaline sunduğunu anımsatınca, omuzlarını silkti: « Madem öyle, düşmanı Fransa’ya sokmamanız gerekirdi! »

Artık tıklım tıklım dolu mahkeme salonunu güldürdüğü için midir, yoksa düşündürdüğü için mi bilinmez; Arletty birkaç hafta tutukluluktan sonra, serbest bırakıldı. Film çevirmemek koşuluyla, mahkeme kararını Houssey Şato’sunda gözetim altında beklemesine izin verildi. Zaten 6 Kasım 1946’da çıkan mahkeme kararı da basit bir « kınama » olup; suçu «1941’de tanıdığı Alman subayla aşk ilişkisi kurmak » diye kaydedilmişti.

***

Üstelik gerçek aşk, hem de tutkulu ve büyük bir aşktı, Hans Jürgen ile Arletty’nin yaşadığı.

Fransız oyuncu, mahkemesi biter bitmez Almanya’ya, aşığıyla buluşmaya gitti. Soering, kendisinden on yaş büyük Arletty’ye evlenme teklif etti. Ama Arletty’nin kalbi gerçekten Fransa’nındı!

Reddetti, ülkesine döndü. Yeniden film çevirmeye başladı. İki sevgili, ateşli aşk mektuplarıyla sürdürüyorlardı ilişkilerini.

Luftwaffe subayı Soering, savaştan önce yargıçtı. Bir süre sonra Luanda’ya Alman konsolosu atandı.

1949 yılında Paris’e geldiğinde, Arletty sevgilisinin kalbinde başka bir kadına yer açıldığını hissetti. Zaman, sevgilileri yavaş yavaş birbirinden uzaklaştırmaya başlamıştı.

Soering, 1960 yılında yüzmek için girdiği Kongo nehrinin sularında kapılıp kayboldu.

Cesedi bulunamadı.

Arletty, onun ölümünden sonra yaşadığı otuz yılda, kimseyi hayatına sokmadı.

İki sevgilinin ortak çocukları olmadı. Ama bugünkü Alman-Fransız dostluğuna bakılırsa, « vatana hizmet »te kusur etmedikleri söylenebilir!

*Padişah

Aşk için yapılan herşey, iyiliği de kötülüğü de aşar.
Friedrich Nietzsche

«G» NOKTASI

TALİH

Eski denizcilerin yalancısıyım
Gemilerin de talihlisi
olurmuş
kimilerine
ışıklı limanlar
durgun denizler
kimilerine kör kuyular
sert havalar
gece yatağa girerken
ferahlatıyor beni
sonunda eşitleniyorlar
avuntusu
ya parçalanıyorlar
ya da maviliklerin bağrındalar
bir yastık bir yorgan
yatağın bir kenarı
yazılarım şiirlerim
gece yarıları bitip
başlayınca sabahlar
dalgalar fırtınalar
batıp çıkan
talihsiz gemiler gibi
ekmek kavgalarım.

A.KADRİ ERGİN