2015: ADI UMUT OLSUN

Yılın son günü. Sırtımızdaki küfe alabildiğine ağırlaştı. Edip Cansever’in “Masa” şiiri misali, 2014 boyunca neredeyse her gün yüklenip durduk… Neyi mi? “İnsana ve doğaya yönelik durmak bilmeyen şiddeti, 3Y, yani yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar üçgenine hapsolan yaşamları, artık bir varoluş biçimi haline gelen rantı, bilginin, kültürün, edebiyatın, ‘şiirin yerini sürekli tüketme halinin’ almasını, sömürüyü… İstisnasız her gün işlenen kadın cinayetlerini, işçi madenci ölümlerini… Hadi, tüm bunların sürekli tekrarlanmasının getirdiği bezginliği, yılgınlığı, alışmışlık duygusunu, hissizleşmeyi, boşvermişliği de ekleyelim buna… Yanı başımızdaki coğrafyada yaşanan kafa kesmeleri, köleleştirilmiş kadın ticaretine sanki bir film izlermişçesine seyircilik halini de…”

Ne yazık ki yeni yıla dakikalar kala sırtımızdaki küfeyi bir köşeye boşaltmak, yeni bembeyaz bir sayfa açarak “yola devam” demek mümkün değil. Bu yüzden yüklü giriyoruz 2015’e… Ama eğer bir adı olacaksa 2015’in “Umut” olmalı diyoruz. Zira içimizden birileri çıktıkları yolda umut yolculuklarını sürdürüyorlar. Engelleri aşa aşa, direne direne… 
Nasıl mı? Gelin yılın son gününü onlara ayırarak tanıyalım… Çünkü onların ve onlar gibi olanların başarı öykülerine daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.
…Onun adı Mehmet Selim… Onu adı Yeliz… Bundan 11 yıl önce bir hayal kurdular, hayallerinin peşi sıra yürüdüler ve bir mucize yarattılar. İstanbul Edirnekapı’nın daracık sokaklarından birinde doğdu Barış İçin Müzik Vakfı. Sınırlı imkânlara sahip 4 bine yakın çocuğu bugüne kadar müzikle tanıştırdı, içlerinde yüzlercesinin dünyasını değiştirdi.

Bu iki idealist insan kapitalist sistemin empoze ettiği tüm değerlere sırtlarını çevirebilmiş, kendi ilkelerini oluşturmuş, inandıkları hayali gerçekleştirerek sosyal ve kültürel gelişim için inanması zor bir model yaratabilmişlerdi. Yıldıkları, “buraya kadarmış” dedikleri anlar olmadı mı? Tabii ki oldu, ben şahidim ama durmadılar. Durmayacaklar…

Onun adı Gönül. ÇYDD İzmir Şubesi’ni Başkanı. Zamansız aramızdan ayrılan sevgili Türkel Minibaş’ı Ayvalık Cunda’da sonsuzluğa uğurladığımız fırtınalı bir günde tanıdım onu. Gözyaşlarımızın sağanak yağmura dolandığı… İkimiz de sırılsıklamdık. Pek konuşamadık ama bakışlarla anlaştık. Gözlerindeki enerji yanılmadığımı gösterdi.

Bursiyer gençlerle kurduğu ilişkiyi, yaratıcı projelerini… Özellikle de İzmir’in yoksul semtlerinden biri olan Bayraklı’da kurdukları eğitim evinde ekip arkadaşları ile sürdürdükleri “Çağdaşlaşma yolculuğunu”…

Onun adı Saniye. CUMOK günlerinde tanıdım yıllar önce. Sonra Ergenekon davası sürecinde hiç bıkmadan istisnasız her duruşmayı izlemeye gitmesiyle… Gencecik bir kadın. Orada yargılanan hiçbir yakını yok. Buna karşın hukuksuzluğa karşı, yapabileceğine inandığı tek bir şey vardı ve o da onu yaptı. Silivri’de çoğu zaman bomboş olan izleyici sıralarında oturdu ve “yanınızdayım” mesajı verdi. Şimdi bir süredir Kâğıthane CHP Kadın Kolu Başkanlığı’nı yürütüyor. Son karşılaştığımızda bölgesindeki kadınlara yönelik “Hayatı Okuyorum” projesini başlatmıştı. Proje doğrultusunda kadınlar buluşuyor ve kitap okuyorlar. Kürsüye çıkıyor her biri ve birer ikişer sayfa okuyorlar.

İçlerinde daha önce hiç kürsüye çıkmamış, hayatında bir kitabı baştan sona bitirmemiş kadınlar da var. 15 günde bitiriyorlar kitabı ve ardından yazarını davet ederek sorular soruyorlar. Özgüvenlerini geliştirmeleri açısından olağanüstü bir proje… Ve Saniye tüm engelleri aşarak ilerliyor bildiği yolda…

Onun adı Cahit. Uzun yıllardan beri Londra’da yaşayan bir müzik öğretmeni. Emekli olunca kendine farklı bir yol çizmek istiyor ve doğduğu yer olan Burhaniye’ye yerleşiyor.

Zeytin Çekirdekleri Projesi kapsamında köylerde ilköğretim öğrencilerine keman öğretiyor…

Tıpkı Köy Enstitüleri dönemi gibi…