BİR ZAMANLAR GAZETECİLİK!..

Türkiye’de 1960’lar büyük değişimlerin yaşandığı yıllar olarak kabul ediliyor. Özgürlükçü 1961 Anayasası, işçilerin grev hakkı, sosyalist parti TİP’in kuruluşu, 1965 Seçimlerinde TBMM’ye 15 milletvekiliyle girişi, 1967’de DİSK’in kuruluşu, Fikir Kulüpleri Federasyonu, DEV-GENÇ’in örgütlenmesi hep bu 1960’lı yıllarda yaşandı.

O yılların çok etkili bir gazetesi vardı: Akşam!

Bir de onun efsane gelmiş 28 yaşındaki Genel Yayın Yönetmeni Doğan Özgüden…

Babıali’ye İzmir’den gelmiş olan Özgüden, gazetenin gece sekreteri olarak çalışırken Akşam’ın patronu Malik Yolaç, kendisini çağırıyor:

-Genel Yayın Müdürümüz Oğuz Akkan yayıncılığa başlayacak, görevi bıraktı. Senin bu görevi üstlenmeni istiyorum!

Doğan Özgüden henüz 28 yaşında… Böylesi bir teklif gelince insan uçar değil mi? Ama öyle olmuyor:

-Biliyorsunuz ben sosyalistim. Eğer bu görevi üstlenirsem inanç ve düşüncelerim yayın politikasına damgasını vuracak!

-Biliyorum sosyalist düşünceye sahip olman iyi gazete yapmana mani değildir.

Bu arada patron Malik Yolaç’ın Adalet Partisi’nden milletvekili olup, sonra istifa etmiş bağımsız milletvekili ve devlet bakanı olduğunu da ekleyelim.

Malik Bey devam ediyor:

-Bak Doğan sen aynı zamanda sendikacısın, işyerinde sendikanın temsilcisisin. Maaşlar geciktiğinde tek başına tavır koyduğunu da biliyorum.

Doğan Özgüden konuşmanın sonunu şöyle bağlıyor:

-Gazetenin yönetimi bana verilecekse, her bakımdan tam yetki isterim. Gerek yayın politikası gerek mali yönetim, gerekse personel ilişkileri açısından…

-Biliyorsun ben devlet bakanıyım, İstanbul’a sık gelemiyorum. Eğer görevi kabul edersen bittabi her konuda tam yetkili sen olacaksın!

Doğan Ağabey bu konuşmadan finalinde iki gün de “düşünme payı” isteyip ondan sonra Akşam’ın en tepesine gelmeyi kabul ediyor.

O zamanlar gazete sahipliği değil gazetecilik değerliydi!
 

Yazar patrona ateş ediyor!

 
Doğan Özgüden ilk işi olarak Çetin Altan’ı Milliyet’ten Akşam’a transfer ediyor. Bunu yapmadan önce de Malik Yolaç ile konuşuyor. Patron biraz kuşkuludur:

-Çetin Altan problem çıkartır sana… Daha önce de buradaydı, bizi bırakıp gitti.

Galatasaray’dan da tanırım tutarlı değildir.

Özgüden kararlı olduğunu söyleyince Yolaç  “tamam” diyor:

-Sen bilirsin, seçimi sana bırakıyorum. Ama Çetin konusunda söylediklerimi de unutma…

Özgüden patronla yeni yazarı arasında buzları eritmek için eşi İnci Tuğsavul Özgüden ile evinde bir yemek düzenliyor. Yemek gayet güzel sürerken Çetin Altan birden öfkeleniyor.

Patron Malik Yolaç’a burjuvalığından başlayarak hakaretler yağdırıyor. Bir iki dayanan Yolaç, sonunda lise arkadaşı Çetin Altan’a sert bir yanıt veriyor.

Bunun üzerine Çetin Altan seri bir hareketle belinden tabancasını çıkartıp rasgele ateş etmeye başlıyor. Kurşunlardan biri de İnci Hanım’ın kulağının dibinden geçiyor. Bu sırada Malik Yolaç, Altan’ın üzerine atlayıp silahını elinden alıyor. Sonra da “ben sana söylemiştim” diyerek evden ayrılıyor.

Böylesi bir durumda yazar istifa eder. Daha öncesinden de patron yazarı kovar.

Ama bunların hiç biri olmuyor. Çetin Altan ertesi gün elinde tek kırma panayır tüfeğiyle gazeteye geliyor, şaka ile karışık “Doğancığım” diyor:

-Dün akşam yarım bıraktığım işi bitirmeye geldim!

Malik Beyin odasına gidiyor, uzun süre kahkahalı sohbet sonunda silahını da alıp kendi odasına çıkıp ertesi günkü yazısını yazmaya başlıyor!

Bu hikayeleri Doğan Özgüden’in “Vatansız Gazeteci” adlı kitabından aktardım. 2010 yılında Belge Yayınları arasından iki cilt halinde çıktı. Doğan Özgüden iki kez vatandaşlıktan atılmış vatansız bir gazeteci olarak Brüksel’de yaşıyor.