FUZULİYLE İŞTİGAL

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2015’te 11 bakanlığın bütçesini aşan 5 milyar 743 milyon TL « ulufe »yle, « işler » tanımını gerçekten hak eden bir işletme. Üstelik bakanlık bile değil. Başbakanlığa bağlı bir daire başkanlığı.

633 sayılı yasaya göre işlevi, « İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek»ten ibaret.

Yani hizmet sektörü maneviyatla sınırlı.

Gayrı Safi Milli Gelir şablonunda, reel üretime katkısı sıfır. Dolayısıyla devasa bütçesi, salt toplumun doğru din ve dürüst ahlak edinmesi için harcanıyor olsa gerekir…

Ama Türkiye’yi tepeden tırnağa saran sahte dindarlara, olağanlaşan hırsızlık ve yolsuzluk furyasına bakılırsa, Diyanet İşleri’nin din öğretisi ile ahlak işinde pek başarılı olduğu söylenemez.

Ülkedeki güçlü tekkelerden biri, İsmailağa cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu, « Bana bütün dünyayı bağışlasalar, dünya saltanatını verseler, sonra da ‘kızını bir saat okula gönder’ deseler vallahi göndermem! » diyebiliyorsa…Ve giderek daha çok mümin bu görüşü paylaşıyor ve gereğini yapıyorsa…

Diyanet ya toplumu aydınlatmayı da becerememiş ya da kızları ve kadınları aydınlanmanın bir parçası saymıyor, demektir.

***

Bizzat Diyanet’in işleri yasalara ne kadar uyar, o da ayrı bir konu.

Anayasanın 136. maddesinde, "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, LAİKLİK ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir, » hükmü vardır.

AKP iktidarında diyanet işletmesine başkan olanların bu hükme ne kadar uyduklarını ve külliyen Anayasa’yı nasıl benimsediklerini sizin takdirinize bırakıyorum.

Din değişmediği için, Diyanet İşleri’ne başkan olan imamların da söylemi değişmiyor. Biri geliyor, biri gidiyor, hepsi her vesileyle aynı söylevi çekiyor ve her biri Noel Baba düşmanı olup, Yılbaşı kutlamalarından nefret ediyor.

Diyanet’in yıllardır yaymaya çalıştığı bu nefretin en cisme bürünmüş halini görmek, sonuncu başkan Mehmet Görmez’e nasip oldu:

Bolu’daki İzzet Baysal Caddesi’nde temsili devriye gezen temsili bir padişah, zaten temsili bir Noel Baba’nın cadde üzerinde ne yaptığını sordu. Çocuklara hediye dağıttığını öğrenince gazaba geldi ve temsili vezirine « Tez atın bunu kentten » diye kükredi. Temsili yeniçeriler Noel Baba’nın peşine düşüp kovaladılar.

Sakallar takma, kılıklar çakma, kılıçlar plastik, zaten temsil de Karagöz ile Hacivat’ın trajedi sayılacağı bir soytarılıktı, ama olsun.

Zaten seçimle gelen şeriat rejimi de temsili demokrasi değil mi?

***

Diyanet’in Noel Baba ve Yılbaşı eğlencelerine garezinde, ben de Nilgün Cerrahoğlu’nun 1 Ocak’ta yazdıklarına katılıyor ve Hicri Takvim’e dönüş hazırlığının payı olduğunu düşünüyorum.

Miladi takvim nefreti, Osmanlıca derslerinin -şimdilik- bazı liselerde zorunlu kılınmasıyla elbette ilgisiz değil. Ama yeterli de değil. Maziyi tam tesis için, ondalık metrik sistemden de vazgeçip arşın ve okka hesabına dönmek gerekecek.

Oysa bu Osmancıkların dinini ve dilini benimseyip kültürünü kopyaladığı Araplar da dünyaya açılmak için Latin alfabesini ve Miladi takvimi kullanmak zorunda!

Batılı ortaklarıyla hangi dilde anlaşıyor sanırsınız, Araplar? Yaptıkları sözleşmeleri Arapça mı yazıyorlar? Bugünün tarihini 13 Rebiulevvel 1436 diye mi atıyorlar? Sattıkları petrolü « kûr » hesabıyla mı tartıyorlar, « kulle » ile mi?

Yok canım.

Yeşil dolarları nasıl cebe indiriyorlarsa, paşa paşa Latin alfabesiyle İngilizce yazıyorlar; varil diye, ton diye basıyorlar imzayı tabii ki.

***

Çünkü genelinde İslam alemi, özelinde Arapça alfabe kullanan dünya kesitinde, son 1000 yıldır kayda değer hiçbir buluş yapılmamış, hiçbir alanda hiçbir özgün yenilik yaratılmamış ve petrol zengini Arap ülkelerinde bile « modernite » adına yapılan tüm yatırımlar, kültürden teknolojiye Batı’dan ithaldir.

Zaten Suudi Arabistan haricinde, Noel Baba’lar bu yıl da en çok hediyeyi petrol zengini Arap ülkelerinde dağıttı. Dünyadaki en görkemli Yılbaşı kutlamaları da Dubai’de yapıldı.

Araplardan daha Arap ve Katar Emirleri’nden daha Sünni olamayacaklarına göre, demek ki bizim Osmancıkların derdi başka. 
Türkiye’de halkın, fuzuliyle iştigal edilmesi gerekiyor ki, yenileni yutulanı farkına varmasın.

Arap harflerine dönülsün ki, okuma yazma oranı iyice düşsün. Osmanlıca konuşulsun ki kimse birbirini anlamasın. Hicri Takvim’e saralım ki feleğimizi şaşıralım. Kadınlar kızlar kapansın, okutulmasın ki… daha cahil, daha aptal kuşaklar yetişsin.

Dünyadan kopsun ki Türkiye, yaşam karanlıktır, ölüm aydınlatır sansın.

Ve daha da önemlisi, cemaatte imama dönüp: « Yahu sen dini imanı sömüre sömüre nasıl da semirdin! » diyecek akıl da, fikir de kalmasın!

Tanrı erkek, din kadın için vardır.
Joseph Conrad

«G» NOKTASI

Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçen cuma Dolmabahçe Ofisi’ne topladığı gayrimüslim azınlık cemaatlerinin temsilcilerini: "İslamofobiye karşı sesimizi yükselttiğimizde inançlara yönelik ayrımcılığa karşı durmuş oluruz, » sözleriyle İslam düşmanlığına karşı tavır almaya çağırdı.

Aynı saatlerde Yeni Akit gazetesi, oyuncu Barış Atay’ı « Noelci Barış Atay Müslüman anneye dil uzattı » başlığıyla hedef gösterdi. Sosyal medyada tehditler alan Barış Atay;
tweet’ini silmek ve taciz etmediği bir kesimden özür dilemek zorunda kaldı. Atay, yukardaki görsele ilişkin « Fotoğraftaki anneyi bulun, » diye yazmıştı.  

Şimdi Davutoğlu’ndan ehli müslim çoğunluk cemaatin temsilcilerini, Yeni Akit ve Aktrol camiasının mümessillerini Dolmabahçe Ofisi’ne çağırıp, «Eleştiri fobisine karşı sesimizi yükselttiğimizde, İslamiyet’in çağdışı saldırganlar ürettiğine ilişkin önyargılara karşı durmuş oluruz, » demesini bekliyoruz!