“TAM ZAMANI” NE ZAMAN?

Yeni yıla girerken,arkadaşlar, Can Yücel’in bir şiirini gönderdiler.

Şiirde ana fikir aranır mı, tartışmasını bir yana bırakarak belirteyim ki, burada ana tema hayatı ıskalamamak için, her şeyi zamanında yapmak gerektiğiydi.

Her şeyi zamanında yapabilmek için evvela dünyaya zamanında gelmek gerekir.

Oysa zaman zaman, hayata zamansız geldiğimizden yakınırız.

Kaç kez haksızlıklar, gerilikler karşısında şu yakınmayı dile getirmişizdir:

-Ah ah erken gelmişiz hayata, oysa bunların geçmiş olacağı zaman doğmak varmış.

Ya da, aslında bir tevatür olan “eski”ye duyulan kof özlem dolayısıyla, haksız yere söyleniriz:

-Dünyaya gelmekte geç kalmışız, eskinin o güzel günlerinde yaşamak varmış oysa.

Tabii “eskiden yaşamış olmak varmış” temennisindeki mantıksızlığı görmemek mümkün değil. Çünkü “eskiden yaşamış” olsaydık, şimdi zaten ölmüş olacaktık.

***

“Daha önce ya da daha sonra doğmuş olmak varmış” temennisinin gerçekleşmesi olanaksız Daha önce doğacak olan ile daha sonra doğacak olanlar ben olamaz ki, “ben” belirli bir zamanda oluşan olağanüstü rastlantıların bir ürünüyüm. Bir an önce ya da bir an sonra oluşacak rastlantılar artık ben değil, bir başkası olmaya mahkum. Her insanın varlığı olağanüstü koşulların bir araya gelmesinin ürünü olan bir rastlantı, yoksa bir zorunluluk değil. Üzgünüm, ama ne yazık ki böyle!

Öte yandan zaman kavramını algılamak sanıldığı kadar kolay değil. Gerçi zamanı geçmiş zaman; şimdiki zaman ve gelecek zaman olarak üçe bölüyoruz, ama onlar da öylesine birbiri içine girmişler ki, Örneğin “geçmiş zaman” , şu anda var olmayan bir şey. O, bir zamanlar vardıysa bile artık yok. Var olmayan bir şeyin varlığını nasıl kanıtlayabilirsin ki?

Geçmiş zaman artık yok olduğuna göre, kalıyor geriye gelecek zaman ve şimdiki zaman.

***

Gelecek zaman da olacağı varsayılan bir şey. Gelmesi gerçekleşene yani şimdiki zaman olana kadar, gerçekleşmesi kuşkulu bir varsayım.

Bu gerçekleşene yani şimdiki zaman olana kadar kuşkulu olan varsayım da
gerçekleşince , gelecek zaman olmaktan çıkıp, şimdiki zaman oluveriyor.

Gelecek zaman da şimdi yok, şimdiki zaman olacağı gelecekte var olması da bir varsayım. Pek de ala var da olmayabilir .O da tevatür…

Kakıyor geriye, şimdiki zaman.

O var, şu anda içinde yaşıyoruz. Ama onu da düşünmeye başlamamızla , algılamamız arasında geçen zaman, onu yok ediyor.

“Şimdiki zaman nedir? “Sorusunu sormaya başladığım andaki şimdiki zaman, tümceyi bitirdiğim anda geçmiş zaman oluveriyor bile.

Yani şimdiki zamanı da tam algıladığımı sandığım anda geçmiş zaman oluyor.

O zaman, şimdiki zamanı şimdiki zaman içinde algılama imkanı da olmuyor.

Şimdiki zaman algılanamayan bir şimdiki zaman ne kadar vardır ki?

O zaman biz hangi zamanı yaşıyor ve algılıyoruz?

Görüyorsun ki, bunların hepsi, birbirlerinin içine girmiş, yaşandıkları an algılanabildiklerinin kanıtlanması kuşku götürür şeyler.

Bu durumda bana “şimdiki zamanı yaşa!” (Carpe Diem ) diyen şaire “nasıl yaşayayım o çoktan geçmiş zaman oldu bile!” desem ne yanıt verecek?
Galdiiba zaman diye bir şey yok, gelip geçen bizler varız sadece.