YAŞAYAN ÖLÜLER

Geri kalmış memleketlerin en tehlikeli kronik rahatsızlıklarından bir tanesi kendilerinden bihaber olmalarıdır. Hayatı boyunca kendisi gibi olamamış ve daima bir başkasına öykünerek günlerini harcamış bir toplum, sadece yaşamış olmak için tutunur hayata. Farkındalık yoktur; yapılabileceklerin ve yapılamayacakların ayrımı söz konusu değildir bu tip insanlar arasında.

***

Yaşam biçimi haline gelmiş olan taklitçilik, öğrenmenin ne anlama geldiğini unutturmuştur. Bu yüzden kültürsüzlük, garipsenecek bir netice değildir. Çünkü bir şeyleri biriktirmek ve anlamlandırmak ancak ve ancak öğrenmekle mümkündür.
Daha kendi varlığını tanımlayamamış kişilerin oluşturduğu bir toplumdan verimli ve üretken bir hayat beklemek boşunadır.



***

En kötüsü de böyle bir yaşamın mutsuzluklarla dolu olmasıdır. Kendini mutlu zanneden ama aslında çok büyük kederlere boğulmuş bireylerin olduğu bir toplum, ömrü boyunca en gerilerde yer alarak, kendini büyük bir kadersizliğe itmiştir.

Bir hareketlilik sürekli vardır. Fakat, bu hareketlilik panik eşliğindedir. Panik bir sürü olmamışlığı beraberinde getirir. Neredeyse tüm işler ters gider. Başarısızlık, her yerde açık ara öndedir. Bu durum tatminsizliği doğurur, ki bu da mutsuzluğun birinci kaynağıdır hayatta.

Dolayısıyla, bankada oturan memurun kendinden bile bıkmış bir şekilde o koltukta yer kaplaması, yadırganacak bir görüntü değildir. Coşkudan uzak bir öğretmenin, yüzüne yerleşmiş keskin çizgiler gayet tabii bir sonuçtur. Otobüsteki şoförün, öte mahalledeki esnafın, üst kattaki müdürün, yan dairedeki ana-babanın hayatları boyunca bir türlü giderilemeyen çaresizlikleri hiç de şaşılacak bir vaziyet değildir.



***

Fakat tüm bunlardan daha vahimi, bu insanların “kötünün iyisi”ni seçme yalanıyla, kötünün ta kendisiyle yaşamaya alışmış olmalarıdır. Yaşam standartlarını bu bahanenin üstüne oturtmuş bir toplum öylesine yaşar gider sadece. Alın yazısına sığınarak ömrünü bir an evvel bitirme hevesindedir.

Bu heves, zaten ta en başında “yaşayan ölüler”i yaratmıştır.



***

Böylesine acınası bir durumun belki de tek çözümü kişilerin kendilerine dönüp bakabilme cesaretlerinden geçer. Eğer bir toplum, kendisiyle baş başa kalıp özeleştiri yapabilme kabiliyetinden yoksunsa, geriye kalan şeylerin varlığından bahsetmek de oldukça yersiz ve gereksizdir zaten. En gerilerde bir yerlerde durmak bir vazgeçilmezdir ne yazık ki.

Böyle bir durumda belki de şükredilebilecek en güzel şey, bir adım daha geriye gitmemek olacaktır, yaşayan ölüler adına…