KARI, KARİYER, KARIN…

Türkiye’de yeni yılın ilk bebeğinin ehl-i müslim bir aileden doğması ve kendilerine hayırlı olsuna giden bakanın Müezzinoğlu adını taşıması, elbet raslantı değildi.

Hastanede bakan ve bakılanların oluşturduğu tablo, yakın gelecekteki toplumsal ahenk afişi.

Herkes, Bakan Müezzinoğlu’nun « Kadının yegane kariyeri anneliktir » düsturuna takıldı.
Oysa Sağlık Bakanı, daha iyisini becerdi.

Üç çocuk sahibi aile babasına dönüp, sanki çocukları erkekler yalnız yaparmış gibi, « Aferin sen söz dinleyenlerdensin, » dedi.

Böylece kadınların yegane kariyeri annelikte bile « yönetici » olamadığı ve «en az 3 çocuk yapın » emrinin kocalara verilip, karıların sadece « karın işçisi» sayıldığı anlaşıldı.

Kadının ismi yoktu, artık cismi de yok.

Eski çağlardan hortlayan bu hazin cinsiyet ayrımcılığı, AKP rejimi için öylesine sıradan ki, tersi olsaydı şaşardım!

***

İnsanlık tarihinde, tüm baskı rejimleri erkek egemenliğine dayalıdır. Ve kurdukları baskı düzeni ister din odaklı olsun, ister olmasın, tüm despotlar daima « errrkek »tir, sayın seyirciler…

Rejimin adı imparatorluk, krallık ya da cumhuriyet olabilir.

Despot, din adamı kılığında bir papa, sarıklı bir molla, kravatlı bir yobaz, asker üniformalı bir darbeci, faşist ya da komünist bir diktatör olabilir.

Kimi ırk ayrımcılığı yapar, kimi din, kimi de ideoloji…

Ama hepsinin ve dayandıkları baskı rejiminin şaşmayan ortak noktası, cinsiyet ayrımcılığıdır.

Hangi cinsiyete diğerine eşdeğer önem biçmediklerini, bilmem söylemeye gerek var mı?

Baskı devleti dediğiniz, faşizme karşı savaşan komünist bir cumhuriyet, laikliği tepeleyen bir şeriat cuntası da olabilir…

Ama istisnasız hepsinin, « kadın kısmı »na ilişkin toplumsal tanım, konum ve görev projesi aynıdır!

Bu projenin en vurucu kısaltması, Alman Kayzer’i II. Wilhelm zamanında Kinder, Küche und Kirche (çocuk, mutfak ve kilise) ya da 3K diye anılan üçgene tıkılmıştır.

Kilisenin yerine koyun cami, sanırım bizim ellere de yabancı sayılmaz…

***

Kadının 19.Yüzyıldaki toplumsal konum ve görevini belirleyen formülün ilk 2 K’sı ise 21.Yüzyıl’da Nazi Almanya’sının şiarı olmuştur.

Adolf Hitler, 1934 Eylül ayında Nasyonal Sosyalist Kadınlar Örgütü’ne çektiği söylevde, Alman kadının evrenini, « koca, aile, çocuklar ve ev »le sınırlar. Führer’in « kahraman » dediği kadın, « sonsuz özveri ve sebat »la Almanya’nın hizmetindedir. En az 4 çocuk yapmalıdır!

Nazi Propaganda Bakanlığı’nın Kinder und Küche diye özetlediği kadın politikası, 4 çocuktan fazla doğuran kadınları « Alman Anası Onur Haçı » madalyasıyla ödüllendirir.

Naziler 3K’dan kiliseyi kaldırmışlardır ama, İsa’nın gerildiği haç, asla uzak değildir.

Zaten doğurgan « Alman Anası »nın ödülü de salt madalya değildir.

Hitler 1933’te « seçimle » iktidarı ele geçirdikten öteye, Nazi Partisi yeni evlilere 9 aylık ücrete eşdeğer 1000 Mark faizsiz kredi veriyordu. Çiftler, ilk çocukta bu kredinin 250 Mark’ını, ikinci çocukta 500’ünü, dördüncü çocukta hepsini geri ödemiş sayılıyordu.

***

Nazi Almanya’sında uygulanan 2K politikası sürecinde, çalışan kadınlar ev kadınlarına verilen sosyal haklardan yararlanmak için işlerinden ayrılmaya zorlandılar.

Tıp, hukuk ve devlet kadrolarına salt erkekler istihdam edildi.

Nazi orduları cephelerde ağır kayıplara uğrayıp, istihdam edilecek erkek safları seyrelmeye başlayınca…

Üçüncü Reich, « Alman Anaları » mutfaktan çıkmaya ve eksilen erkek iş gücünün yerini almaya çağırdı.

Kadınların iş hayatına dönüşüne doktrine göre kılıf uyduruluyor, «Almanya’nın size ihtiyacı var », « Nasyonal Sosyalizme hizmet » propagandası değişmiyordu.

Peki kadınların döndürüldüğü iş dünyası, çalışma hayatı neydi? 

Nazilere sekreter, metres, hastanelere hemşire, « alt ırk »tan kadınların kapatıldığı temerküz kamplarına çavuş, gardiyan, işkenceci ve cellat olmak…

Wendy Lower’ın « Hitler’s Furies » başlıklı belgesel kitabı, Alman kadın nüfusun üçte birinin Nazi rejimine hizmette erkeklerin şiddet ve acımasızlığına parmak ısırttığını ortaya koyar.

***

Türkiye’de durum farklı mı?

Hayır, daha beter!

3K politikasının İslami versiyonu, tek kocaya bazen birden çok karıyı hem analık kariyeri, hem tesettür, hem de mutfağa kapatarak, Almanya’nın 19.Yüzyıl Kayzer sultasını katladı.

Kadın ya da erkek, hala özgür iradeyle düşünebilen bizler; özgürlükleri elinden alınıp erkeğe verilen bu kadınların nasıl olup da böylesi bir eşitsizlik ve esarete din adına sahip çıktıklarını, hatta şiddetle savunduklarını merak ediyoruz…

Sanırım ayrımcılığa razı, eşitsizliğe gönüllü itaatkarlığın açıklaması da 2K politikasının sonunda Alman faşistlerin « dava » için dışarda çalışma izni verdiği ve erkeklerden daha sadist çıkan kadın Naziler olgusunda saklı.

Ülkemizde işsiz erkek bol ve istihdam eksikliği çekilmediği için, karılık, analık ve mutfak arasında sıkışan kadınlarımız, henüz mazoşist evreyi aşamadılar!

Aslında tek bir ırk vardır: İnsanlık.
Jean Jaures

«G» NOKTASI

ON DİZE

Biz hayatı nasıl da severiz
Bütün gücümüzle avuçlarız onu.
Susarız, zaman açar çiçeklerini
Ağlarız, yağar yağmurları yalnızlığın
Ölümü istemek gibidir de aşkımız
Ondan hayatı kendimize yakıştırmak isteriz
Ama sededir de hayatımızın bir yanı;
Çekiliriz akşamların kenarına fark edilmeyiz.

F. TUĞRUL OKAY