ALTIN BARDAKLA AYRAN İÇMEK

Mevsim Sonbahardı. Bandar Seri Begavan’da hava sıcaktı, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Brunei Sultanı o gün geç uyanmıştı, eşiyle kahvaltımsı bir öğle yemeği yiyordu. Sofrada kuş değil ama Hindistan cevizi sütü ve nas lemak, pteri nanas ve havlayan geyik eti vardı.

Sultan’ın keyfsiz  olduğu her halinden belliydi. Eşi,  günlerdir hissettiği bu çökkünlüğün nedenini öğrenmeden daha fazla yaşayamayacağını hissetti ve sordu:

-Canım Sultanım, nedir bu senin depresif halin ?

-Ben yıkılmayayım da kim yıkılsın ?

-Yapma! Ne oldu ?

-Sarayımız artık yeryüzünün en büyük sarayı değil ! Bunu geçen hafta öğrendim.

-Nasıl olur? Şu koskoca bina, Luvr’dan, Versay’dan, Buckingham Sarayından da büyük değil miydi ?

-Türkler bizimkinden de büyük bir saray yapmışlar, öne geçmişler; şimdi orada altın bardaklarla ayran içiyorlarmış da biz farkında değiliz. Böyle bir şeye nasıl dayanılır?

***

Salt rastlantı olmalı; Brunei’de kulakları çınlatılmakta olan çift de o sırada aynı konuyu konuşuyorlardı:

-Adanalılar her yıl altından portakallar dağıtıyorlar, ses çıkaran yok; biz elimize altın kenarlı bardak alınca kıyamet kopuyor!

-O  vekillerin kaç tanesinin ağzında altın diş bulunduğu açıklayalım; bak nasıl kaçacak delik arayacaklar !

-Sen onlara boş ver; hatırla, Alev Alatlı ne demişti ?

-“Rönesans yapıyor” demişti.  

-Bu güne kadar onlarca, yüzlerce reform yaptık; artık sıra Rönesans yapmaya gelmişti!

Altın sırmalı elbiseler ilk kez Rönesans resimlerinde görülmüştür. Bizim altın bardaktan ayran içmemiz bu nedenle Rönesansdır, Rönesanslardan sadece bir tanesidir!

Bu sırada kapı çalındı, kripto memuru, Brunei’den gelen bir yazıyı ve çevirisini iletti.

-Neymiş ?

-Brunei’deki saraya kat çıkılacak, saray dörtte bir oranında genişletilecekmiş! İhalenin duyurulması isteniyor.

-Ha demek öyle. Hemen ara; ilk adımımızı atalım: Ailece piknik yapmayı, bakanlar kurulunu beraber toplamayı önerelim. Sonrasını görürler!