NASIL BİR CUMHURİYET

Cumhuriyet; 1789 Fransız ihtilali sonucu ilan edilen ve süreç içerisinde gelişen insan hakları evrensel değerlerinden esinlenen, aydınlanma felsefesi temelleri üzerinde yükselen, yurttaşı odak yapan bir bağımsızlık hareketidir.

Fransa’dan dünyaya yayılan aydınlanma ışığı, 19 yy ortalarında Osmanlı topraklarına ulaştı ve tarihsel süreç içerisinde, Harbiye, Tıbbiye ve Mülkiye geleneğini izleyerek 20 yy başlarında Anadolu’da “cumhuriyet” olarak somutlaştı.

Cumhuriyeti inşa eden Mustafa Kemal önderliğindeki kadro, geri ve ilkel bir toplumsal yapıdan daha çağdaş bir toplumsal yapıya geçmek için yeni bir ulus inşasının gerekli olduğuna inanıyordu. Çünkü toplumun zihin yapısını değiştirmeden hiçbir yenilik yapılamayacağı gerçeği tarihsel bir bilinç olarak akıllarda yerini almıştı. Toplumda yer etmiş eski inanç ve kökleşmiş alışkanlıkları söküp atmanın kolay olmayacağı birçok kez acı sonuçlarıyla yaşanmıştı. Dolayısıyla bağımsızlığın elde edilmesinden sonra, hatta bağımsızlık savaşına koşut olarak, yeni bir ulus inşa edecek çalışmalar başlatıldı.

Cumhuriyet, kurtuluştan kuruluşa giden bu süreçte, “Anadolu İhtilali” sonucunda büyük özverilerle kuruldu.

Cumhuriyet bir devrimdir.

Cumhuriyeti, egemenliğin padişahtan alınarak millete verildiği bir rejim değişikliği olarak tanımlamak, sadece siyasal bir niteleme yapmak demektir. Elbette ki, iktidarın babadan oğula geçtiği siyasal bir ortamdan, çoklu paylaşıma açık bir iktidar kullanımına geçmek devrimsel bir nitelik taşımaktadır. Ama Türkiye Cumhuriyetini bu şekilde, egemenliğin el değiştirdiği bir süreç olarak görmek, onun niteliklerini eksik bırakmak demektir.

Kurulan Cumhuriyet, toplumun büyük çoğunluğunun benimsediği ulusal bağımsızlık ve modernleşme ülküsünün somutlaştırıldığı köklü toplumsal bir dönüşümdür. Cumhuriyet; siyasal, sosyal, kültürel alanlarda gerçekleşen bütünsel bir devrimin adıdır. Hayatın her alanında çağdaş gereksinimlere göre tasarlanan bu projenin amacı; bağımsızlık, modernitenin gerçekleştirilmesi ve özgür bireyin / yurttaşın yetiştirilmesidir.

Ama Cumhuriyete devrimci karakterini veren asıl öz, her türlü tahakküme / baskıya karşı oluşudur. Cumhuriyet, insanlık onurunun baskı ve tahakküme karşı direnişidir.

Cumhuriyet kavramını somutlaştıran özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri, insanı;
Zorbalığın tahakkümünden,
Siyasal iktidarın tahakkümünden,
Dinin tahakkümünden,
Geleneğin tahakkümünden kurtararak, “yurttaş” yapmayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla cumhuriyet, toplumu kurumsal olarak yapılandıran bütüncül bir sosyal hayat projesidir.

Zorbalığa ve ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık haklarını,
Siyasal tahakküme karşı demokratik yönetimi,
Dinin baskısına karşı laikliği, seküler toplumu,
Geleneğin tahakkümüne karşı moderniteyi gerçekleştirip inşa ederek;
“fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” eşit yurttaşlık haklarına sahip “özgür insanı” yaratmayı ve korumayı hedefler.

Türkiye Cumhuriyeti bu anlayışla kurulmuştur.

Kuruluş sürecinde, hukuk sisteminden, eğitim sistemine, sosyal ve ekonomik hayattan, kültürel alana yeni bir ulus inşa edildi. Eşit yurttaşlık bilinci hayata geçirildi. Kadın erkek eşitliği sağlandı. Seküler bir ulusal bilinç tasarlandı. Köhne zihniyetin canlanmasına karşı, cumhuriyetle yaratılan ulusal bilincin kültürel kodları toplumun, özellikle de gençliğin belleğine yerleştirildi.

Kuşkusuz her toplumsal dönüşüm kendi antitezini bünyesinde taşır. Nitekim Cumhuriyet karşıtları, cumhuriyetin kendilerine sağladığı olanakları kullanarak iktidara geldiler.

Bu gün, 91 yıl sonra, cumhuriyet değerleriyle hesaplaşmak üzere iktidara gelenlerin cumhuriyeti dönüştürmek yönündeki 12 yıllık yoğun çabaları henüz kesin bir sonuç vermemişse, bu, cumhuriyetin kuruluş aşamasında atılan köklü temellerin sağlamlığındandır.

İktidardaki Yeni Osmanlıcı, İslamcı siyasal anlayış, Cumhuriyetin kuruluş değerlerine karşı mücadelesinden galip çıkamamıştır. Birikimlerinin ve yeteneklerinin buna yetmediği görülmüştür. Bu yoz anlayışın, kısa sürede siyasal alanı terk edeceği anlaşılmaktadır.

Ancak bu süreçte Cumhuriyet, halkın bilincinde yeni bir senteze ulaşmıştır.

Bağımsız, insan hak ve özgürlüklerine dayalı, daha demokratik, eşitlikçi, seküler,
kamusal nitelikleri görünür nitelikte, emekten yana bir cumhuriyet, toplumsal bir ihtiyaç olarak varlığını hep sürdürecektir.

Zamanın kavrayışı bu yönü işaret etmektedir.

Kısacası, Türkiye, bir İslam cumhuriyeti olmayacaktır.