AVA GİDERKEN AVLANANLAR

Cemaat, Ergenekon Örgütü’nün varlığını Tuncay Güney’in ifadesine dayandırarak ortaya koymak istiyordu. Böyle bir örgütün olmadığını savunacak ve konuyu irdeleyecek gazetecileri de susturmak, korkutmak gerektiğine inanılmış, planlama o yönde yapılmıştı.

O kamera görüntülerinin, göndereni belli olmayacak şekilde MİT müsteşarlığına yollanması, Cemaat operasyonunun başlatıldığı anlamına geliyordu.

Üstelik Tuncay Güney’e yükleme yapanların Cemaat bağlısı olması, « yüklemenin » Adil Serdar Saçan’dan gizlenmesi ve kamera kaydının yine Saçan’dan gizli olarak CD’ye aktarılıp MİT’e gönderilmesi, Cemaat operasyonunun ne kadar ince planlandığını göstermektedir.

Ergenekon Davası’nın görüldüğü İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazı göndererek, Tuncay Güney’in kamera görüntüsünü ve diğer delilleri sormuştur. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, « Bizde kamera kaydı yok » cevabını vermiş, MİT Müsteşarlığı ise « Bizde CD var » demiştir.

***

Düşünebiliyor musunuz?

Kamera kaydının gerçekleştiği İstanbul Emniyet Müdürlüğü, bizde kayıt yok diyor; kendilerine gizlice CD gönderilen MİT Müsteşarlığı, bizde CD var diyerek, Cemaatçi polisler tarafından iğfal edilmiş istihbarat örgütü durumuna düşürülüyor!

Üstelik Adil Serdar Saçan’ın İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne yazdığı yazılar, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önünü açacak, birçok günahsız tutuklu kişinin mağduriyetine son verebilecekken, o yazışmalar da mahkemeye gönderilmedi. Ergenekon Davası’ndan cezaevinde bulunan insanların tutuklulukları, ceza infazına dönüştürüldü.

O tarihlerde güvenilir bir arkadaşımdan, resmi ifadenin dahi mahkemeden gizlendiğini duymuştum.

ABD’ye gidişinde Tuncay Güney’i karşılayan Mehmet Özbay, eski MİT mensubu Mehmet Eymür ile bağlantıda olan kişidir. Ergenekon operasyonları ve yargılama başladıktan sonra Mehmet Eymür ile burçok emniyet müdür yardımcısı ve şube müdürünün, İstanbul’daki Princess Otel’de toplantı yaptıkları da duyumlarım arasındadır.

***

Tuncay Güney’in Adil Serdar Saçan tarafından sorgulanması sırasında kaydedilen görüntülerin, Emniyet kamerası aracılığıyla değil, MİT’in Emniyet içinde izleme yapmasıyla elde edildiği de sonradan anlaşıldı. MİT’in mahkemeye gönderdiği kayıt, Organize polisinin yaptığı sorgu kaydı değil, Yapılan sorguyu dinlemeye yönelik bir ses kaydıydı. Kısacası sorgu odasına dinleme cihazı yerleştirilmişti!

Tuncay Güney gözaltına alındıktan sonra, kendisinin MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile çalıştığını dile getirmişti. İstanbul 1.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından resmi evrakta sahtecilik suçlamasıyla bir günlük tutukluluğunun ardından kefaletle serbest bırakılması, kefaletinin apar topar ödenip yurtdışına çıkartılması ve kendisinin o günden bu yana hayatını önce ABD, sonra da Kanada’da sürdürdüğü de düşünüldüğünde kendisinin görünmeyen bir el tarafından korunduğunu akla getiriyor.

Ancak MİT’in ısrarla iddia edilen « eleman » ilişkisini reddedip Mehmet Eymür’ü ve Kontrterör Dairesi’ni işaret etmesi henüz açıklanmayan karanlık noktalar bulunduğunu da gösteriyor.*

*SABRİ UZUN’un İN başlıklı inceleme kitabından alıntıdır (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014)

Casusluk, vatan hizmetine sunulmuş güven suistimalidir.
Alain

«G» NOKTASI

Yazılarımı dikkatle takip eden okurlarım zaten bilirler; resmi ve gizli istihbaratla hiç bir ilgim yoktur. Güvenmediğim ve hoşlanmadığım bu tür « haber kaynakları »ndan uzak durmam; savunamayacağım hiç bir sözüm, gizli işim ve ilişkimin olmaması, çoğu kez tuzağa düşmemi de önledi.

Buna karşın, açık istihbaratın satıraralarını okumayı iyi bilirim. Örneğin, bugün Cemaat’in foyasını ortaya döktükleri için mağdur/kahraman ilan edilen Hanefi Avcı, Emin Aslan ve İn kitabının yazarı « Emniyet İstihbaratın Kilit İsmi Sabri Uzun » gibi kişilerin, zamanında aynı Cemaat’in devleti ahtapot gibi sarmasından az ya da çok sorumlu olduklarını düşünürüm.

Yandaki alıntıyı da Cemaat’e ve zaten hiç bir camiaya taviz vermeyen Adil Serdar Saçan’ın mağduriyetini doğruladığı için yaptım.

Belki de satırarası yorumlarımın bazen doğruya denk gelmesi yüzünden, bana « bilgi » vermek için yanıp tutuşan çok olur, ama hiç birine itibar etmem.

Aşağıda, yabancı klavyeyle yazıldığı anlaşılan ve Türkçe yanlışlarına bile dokunmadan harfiyen yayımladığım mesajı da geçen yıl 8 Ocak’ta almıştım. Yazarı gerçekten Tuncay Güney midir, değil midir, bilemem. Elbette yanıt vermedim.

Devletin istihbarat birimlerinin kuşkusuz bildiği adres ve telefon numarasını, amatör istihbarat meraklılarına yeni yıl armağanı olarak sunuyorum! Buyursun, eğlensinler:

Saygi Deger; Mine G. Kırıkkanat,

Hanginiz Devlet, Kim İktidar? 08 Ocak 2014 Çarşamba, tarihli yazinizda, (Vay darbe yapmak için saklanmış, vay darbeciler gömmüş diye bulunan silahlar, kayıtlar, kanıtlar;
düzmece darbe planları, hatta Tuncay Güney gibi sanık/tanık müsveddeleri, çakma casusluk, sahte kadın ticareti vb. gibi tüm aşağılık suç düzenekleri, devlet içindeki devlet memurları tarafından hazırlandı. Çetenin marifeti).

Hakkimda sanik -tanik iddianiza cevaben derimki,mahkeme tutanaklarini incelemelisiniz.
Ben ne tanigim nede sanigim. Tanikligida kabul etmedigimi hatirlatmak isterim.Tanik ve Sanik olmadigim haberleri gazetelerde yayinlanmistir.  Ayrica bana hitaben müsvedde cumlenizi’de duzelteceginize inaniyorum. Bu hakaret ve asagilama icermektedir.Sizden bu duzeltmeleri yapmanizi istemek, benim en dogal kisisel hakkimdir.

Sayin Mine Hanim, birbirimizi tanimiyoruz. hakkimda bir sey yazmak istediginizde benim ile mail veya telefon ile  irtibata gecebilirsiniz.

Saygi ve Dostca

Daniel Tuncay Guney
647 924 52 42 Cep telefonum. 

Toronto-Canada

guneytuncay@yahoo.com