‘JE SUİS CHARLİE’ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Paris’in kuzeyinde bir okul. Yaşam Bilimleri öğretmeni genç bir kadın, Charlie Hebdo saldırısının ertesi günü derste, yaşları 12-13 arasında değişen 20 kadar öğrencinin sorularını yanıtlamaya çalışıyor. Biri “Neden bu öğleden sonra 1 dakika saygı duruşu yapıldı” diye soruyor. Arka sıralardan bir diğeri “Öldürülen insanlara saygı için yapıldı ama bize göre bu karikatürler mizah değil” diye ortaya atılıyor. Öğretmen daha yanıt vermeye vakit bulamadan sıra arkadaşı “Her yerde ‘Charlie’ öldü, deniyor ama bu yanlış, Charlie bir insan değil” diyor. Öğretmen, “Bu sıradan bir saldırı değil. Bu cinayetler ile hangi değerlere saldırıldı” diye sınıfa soruyor. İkinci sırada oturan kıvırcık saçlı Zina “İfade özgürlüğüne” diye yanıt veriyor. Öğretmen öğrencilerine ders verir bir söyleme girmemeye özen göstererek ifade özgürlüğünü bir iki cümle ile anlatıyor. Ama Zina, “Peygamberi karikatürize etmeye hakları yoktu. İfade özgürlüğünü suiistimal etmeye hakları yoktu” diyor. Öğretmen baştan ele alıyor özgür düşünceyi, herkesin kendi görüşlerini ifade edebileceklerini… Ve “sizce bu Kalaşnikof’u hak ediyor muydu” diye soruyor.

Üçüncü sırada oturan kırmızı kazaklı bir oğlan söz alıyor: “Onlar uyarılmıştı. Okulda da yapmamanız gereken bir şeyi yaptığınızda önce uyarılırsınız bir kere, iki kere, üç kere ve sonunda ceza alırsınız.” Zina oğlanın sözünü kesiyor “Onlar peygamberi çizmekle yanlış yaptılar. Bunu gülmek için yaptılar ama bizler yaralanmış hissettik…” Öğretmenin, “Din bir görüştür. Bir görüşe katılmak ya da katılmamak hakkınız vardır” sözlerine karşın öğrencileri ikna etmesi mümkün olmuyor. Sonunda öğretmen “Ben Charlie Hebdo’nun avukatı değilim. Ama öldürme eylemi mutlak yasaktır” diye konuşmayı sonlandırıyor… 


Bu konuşmayı Fransa’nın aktüalite dergisi Le Nouvel Observateur’ün internet sitesindeki bir haberden aldım. Avrupa’da en fazla Müslüman nüfusun yaşadığı ülke olan Fransa’da bu korkunç katliamın ertesi günü tüm okullarda bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Dolayısıyla Charlie Hebdo olayı ve kafalardaki sorular, okulların ve miniklerin de gündemindeydi.. 


Haberi yazan Caroline Brizard, okuldaki öğretmenin öğrencileri ikna edemediğini yazıyor. Aynı sitede benzer konuyu işleyen bir başka yazı ise Jean-Pierre Gross adlı bir öğretmene ait. Paris’in batısında bir okulda öğretmenlik yapan Gross da öğrencilerin benzer tepkilerini aktarıyor ve dehşetle bir gerçeği fark ettiğini, “okul sistemi, misyonunda başarısız olmuştu ve tabii ben de..” diyerek şöyle anlatıyor: “Okul, onların yaşadıkları ülkeye entegre olmalarını sağlayamadı, evrensel değerleri veremedi, onlara yaşadıkları dünyayı daha iyi anlayabilecekleri bilgilerle donatamadı. Onlar kafalarındaki sorulara samimi ve doğru yanıtlar verecek gerçek bir yetişkin arıyorlar. Büyük söylemler, dersler ötesinde doğru argümanlarla yol gösterilebilirdi. Bu yapılmadıkça başka Kouachi’ler başka Merah’lar yetişecek. Bunu görmeliyiz. Okullar ise yıllar boyu ‘aman tartışma yaratmayalım’ olgusu peşinden gitti. Sonuç: Charlie Hebdo olayını ve düşünce özgürlüğünün önemini anlamayan bireyler yetiştiriyoruz…” 


Eğitimci Gross, öğrencilerin diğer olaylara tepkilerinden de örnekler veriyor. Örneğin 2012 yılında Toulouse’da Cezayir asıllı Merah’ın bir Yahudi okuluna yaptığı baskın sonunda 3’ü çocuk 7 sivili öldürmesinin ardından Paris’te ırkçılığa karşı yapılan büyük yürüyüş hakkında kimi öğrencilerin “Bu yürüyüşler Yahudiler ve diğerleri için yapılıyor ama Araplar öldürülünce hiçbir şey yapılmıyor” diye tepkilerini ifade etmeleri… 


Charlie Hebdo katliamı, peşine hiçbir “ama…” takılmadan kınanması gereken bir olay, özellikle kutuplaşmanın tehlikeli biçimde arttığı bu dönemde.. Paris Yürüyüşü, “Dayanışma, evrensel değerler çerçevesinde buluşma” anlamında dünya liderlerinin kısa süreliğine de olsa Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan kimliklerini bir kenara bıraktıkları önemli bir mesajdı. Ancak orada kalmamalı; çünkü Charlie Hebdo olayının anlattığı başka şeyler de var… Paris’in banliyölerindeki okullarda okuyan miniklerin duyguları örneğin… Ezilmenin, kendini aşağıda hissetmenin, dışlanmışlığın buradaki payı… Tüm dünyada eşitsizliklerin artması, kapitalist sistemin sömürü üzerine kurguladığı yapı, insanların evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kalmaları, işsizlik, gettolaşma, din ve etnik kimlikler üzerinden yapılan siyasetler… 
Eğer hâlâ “başka bir dünya mümkün” diyebiliyorsak, en azından acı bir olaydan Charlie Hebdo’dan bir ders çıkarıp, konuyu sadece ve sadece “ifade özgürlüğüne darbe” olarak tanımlamakla yetinmeden üzerinde düşünmeliyiz…