KATİLİ HERKES BİLİYOR!

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink 19 Ocak 2007’de Pangaltı’da arkadan vurularak öldürüldü. Katil küçük bir çocuktu! Kimi vurduğunu bile tam olarak bilemiyordu. Ona göstermişlerdi:

-Git ve öldür! Gerisine karışma. Biz seni kurtaracağız!

Zaten önceden böylesi birkaç eylem yapan yakın arkadaşı eline kolunu sallayarak gezip dolaşmıyor muydu?

Çocuk denileni yaptı. Sonra telefonda şöyle dedi:

-Galiba çok önemli birini vurdum!

O bilmiyordu, ne yaptığını. Sadece basit bir tetikçiydi. Ama devletin istihbarat ve güvenlik birimlerinin hepsi biliyordu. Zaten sonradan ortaya çıkartılan bütün belge ve bilgiler bunu gösterdi. Hem Trabzon hem de İstanbul’da ilgili bütün birimler “Hrant Dink öldürülecek, ama hiçbir şey olmayacak” rahatlığı içinde alabildiğine fütursuz davrandılar.

Başta İstanbul Emniyet Müdürü vardı. Tam 17 adet Hrant Dink öldürülecek” bilgisini gizlemişti. Neden gizlediğini de “düşük ihtimalliydi” diye açıkladı. Bunu Hrant öldürüldükten sonra bile böyle izah edebiliyordu. Daha da vahimi 19 Ocak 2007 günü daha Hrant’ın bedeni soğumadan yaptığı açıklamaydı:

-Örgüt yok, bireysel tepkiyle yapılmış bir eylem!

Polisi, istihbaratı, jandarmasıyla devletin tam kadro olarak yer aldığı bu cinayet adalet skandalı olarak süren bir yargılama süreciyle çıkmaz sokaklara doğru sürüklendi. Ama davanın avukatları, Hrant’ın dostları, gazeteciler işin peşini bırakmadılar. Gazeteciler arasında Nedim Şener’i ayrı bir yere koymak gerekiyor. Hrant Dink Cinayetinde İstihbarat Yalanları ve Kırmızı Cuma kitaplarıyla öldürme planlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

Küçücük çocuklarla emniyet-istihbarat birimlerinin değişik rütbelerdeki memurları-amirleri-müdürleri nasıl bu kadar içli-dışlı olabilirler sorusunun cevabı da bu cümlenin içinde duruyor zaten:

-Hrant’ı devlet öldürdü!
 
Ayıplar, günahlar ve Yaşar Kemal
 
Edebiyat devi Yaşar Kemal İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde “yoğun bakım” ünitesinde yatıyor. Şimdi onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz günlerde durup geriye bakalım.

Bu ülkeye Yaşar Kemal ne verdi, bu ülkeden ne aldı?

Sadece tek örnek bile yeter sanırım. 1981- 1995 yılları arasında iki dönem Fransa Cumhurbaşkanı olan François Mitterrand 1990’lı yıllarda şöyle demişti:

-Yaşar Kemal’in sadık bir okuruyum!

Peki o tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti devleti Yaşar Kemal için ne yapıyordu? Alman Der Spiegel dergisine yazdığı “70 Yıllık Zulüm” yazısı nedeniyle ikinci kez yargılanıyordu. Bir kişinin aynı suçtan(!) iki kez yargılanabilmesi için Adalet Bakanının izni gerekiyordu.

Dönemin Adalet Bakanı Sosyal Demokrat Parti’den (SHP) Mehmet Moğoltay’dı. Solcu(!) bakan bu izni verdi. Gerekçesini de “eşitlik ilkesine göre davranmam lazımdı” diye açıkladı. Bunu ANAP’lı bakan Ahmet Oltan Sungurlu gayet güzel yapıyordu. Sen niye seçilip geldin ki?

Yaşar Kemal aynı suçtan ikinci kez yargı önüne çıktı!

Bu kadar düzenli olarak aydınlarına, sanatçılarına, yazarlarına, çizerlerine, şairleri karşı saldırgan bir başka devlet bilmiyorum, demişti Fikret Başkaya bir söyleşimizde…

Devletin sağı-solu belli olmaz denilmemeli… Belli:

-Yaşar Kemallere düşman bu devlet!

Günün Sözü:

Bir ülkede liderler temizse, toplum da temizdir!
(Prof. Dr. Ahmet Mumcu/Osmanlı’da Rüşvet yazarı)