EYY TÜSİAD’A ÜÇÜNCÜ KADIN BAŞKAN

Gelin önce bir yıl geriye gidelim…

TÜSİAD’ın bir önceki başkanı Muharrem Yılmaz, 23 Ocak 2014’te yapılan genel kurul toplantısında şu sözleri söylemişti:

“Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı mekanizması AB normlarında çalışmayan, düzenleyici kurumlarının bağımsızlığına gölge düşen, vergi cezaları veya başka türlü cezalarla şirketlerinin üzerinde baskı kurulan, ihale yasası onlarca kez değiştirilen böyle bir ülkeye yabancı sermayenin gelmesi mümkün değildir.”

Bu sözlere ertesi gün Başbakan Erdoğan, “Eyy TÜSİAD” diye söze başlayarak şu sert yanıtı vermişti: “Kalkıp da TÜSİAD’ın başkanı küresel sermaye gelmez ifadesi kullanamaz. Bu cümleyi kullanıyorsa bu vatana ihanettir. Sen küresel sermaye gelmez ifadesini kullanarak kendi hükümetini tehdit ediyorsun öyle mi? O zaman cevabını alacaksın.”

TÜSİAD Başkanı bu sözlere, katıldığı bir televizyon programında yanıt vererek “Vatan haini söylemini reddediyorum.

Biz ne ananas cumhuriyeti, ne muz cumhuriyeti istiyoruz. Biz çağdaş bir cumhuriyet istiyoruz” demişti. Haziran ayında başkan Muharrem Yılmaz’ın sürpriz istifasıyla başlayan tartışmalara Haluk Dinçer, TÜSİAD’a başkan olarak son vermişti. Sabancı ailesinin damadı Haluk Dinçer uzunca bir süre deyimin tam anlamıyla “işleri idare etti”. Ilımlı yürüttü ilişkileri. Ta ki,Hürriyet’te yayımlanan Cansu Çamlıbel’in röportajında Dinçer’in söylediği “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. TÜSİAD’ın muhatabı Cumhurbaşkanı değil başbakandır” sözlerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Madem biz muhatap değiliz, bundan sonraki davetlerine katılmayız” yanıtına kadar… Yarın TÜSİAD 45. Olağan Genel Kurulu’nda yeni başkanını seçecek. Başkan yardımcılarından Cansen Başaran Symes adı üzerinde birleşildiğinden, uzun yıllar PricewaterhouseCoopers’ın hissedarı olan şimdi ise Allianz Sigorta ve Allianz Hayat ve Emeklilik şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlenen Cansen hanım TÜSİAD’ın 3. kadın başkanı olarak bu görevi üstlenecek. Hükümetle ilişkileri pamuk ipliğine bağlı TÜSİAD’da başkan olmak bir anlamda ‘ateşten gömleği’ giymek demek. Özellikle kafası attığında anında söze “Eyy TÜSİAD” diye girişip azarı eksik etmeyen bir Başkan (pardon!) Cumhurbaşkanı varken… Sürekli gerilen bir ortamda patronların iş yapmaları giderek zorlaştığından olsa gerek bu kez başkanlığı bir profesyonele teslim etmek akıllıca olabilir. Her ne kadar TÜSİAD bunu “600 üyemiz var ve çoğunluk artık profesyonel. Bu Avrupa’da da böyle. Kocaman şirketleri emanet ediyoruz. TÜSİAD’ı neden etmeyelim” diye savunsa da beklentimiz hükümet ya da devletin başı ile ters düşse bile TÜSİAD’ın ilkelerinden taviz vermemesi… Ve de ağzından çıkan sözlerin arkasında durması, takibini yapması.. Eski Başkan Muharrem Yılmaz’ın “…böyle bir ülkeye yabancı sermayenin gelmesi mümkün değildir” sözleri örneğin.. 1 yılda ne kadar yabancı sermaye geldi? Şöyle bir bakalım. 2014 Ekim ayı itibarıyla Türkiye’ye gelen yabancı sermaye tutarı 9.8 milyar dolar. Bunun yaklaşık 3.5 milyar doları yani yüzde 36’sı konut alımında kullanılmış. Demek ki gelen sermayenin üçte birinden fazlası ile kat, arsa vb. alınmış. Bu bir varlık alımı. Neresi yatırım? Ödemeler dengesine, ‘doğrudan yatırım’ olarak kaydedildiği için yatırım görünüyor, o kadar.

Demokrasilerin işlediği ortamlarda bu soruların sorulması, gerekli uyarıların doğaldır. Hatta zorunludur, sağlıklıdır.

Yine demokrasilerin işlediği ortamlarda siyasetin asıl uğraş konusu işsizlik olmalıdır, istihdamın nasıl artırılacağı, ülkeyi küresel ligde daha üst kulvarlara çıkaracak olan eğitim, bilgi, altyapı gibi alanlar olmalı. Bunlar yerine havada uçuşan sözcükler üzerinden yapılan siyasetle, tehditle, gözdağı ile korkutma ile, gerektiğinde hedef gösterme ile yönetilen Türkiye’de TÜSİAD’ın işi daha da zorlaşacak gibi görünüyor…

Suçlular ve Güçlüler  

“Yargıcıyla, avukatıyla tüm hukukçular esir alınmıştı Hitler rejimince. Hukuk profesörleri birer papağan, yargıçlar ise oyuncaktı Hitler’in elinde. Bugün Hitler’e uşaklık etmiş yagıçlara hukukçu demek mümkün müdür artık? Bunlar, siyasal cinayetlerin kiralık katilleridir. Bir yüksek kürsüye cüppeyle çıkmak, cellatlığa meşruiyet kazandıramaz hiçbir zaman.” Uğur Mumcu

19 Ocak’ta Agos gazetesinin önündeydik. Hrant Dink’in ölümünün 8. yılında hala devlet eliyle işlenen ve hala aydınlatılmayan bir cinayetin hesabını sorduk birlikte. 24 Ocak’ta Uğur Mumcu için toplanacağız, 22 yıldır aydınlatılmayan bir diğer cinayetin karşısında tepkimizi göstermek için. “Suçlular ve Güçlüler” Uğur Mumcu’nun 1975’te 12 Mart dönemi üzerine yazdığı makalelerinden oluşan kitabının adıydı. Yukarıdaki sözler de Uğur Mumcu’nun bu kitabından. Bugün de suçlular ve güçlüler elele. Ancak bu kez farklı olarak rejim de Cumhuriyet’in tüm kazanımları ve değerleri de tehlikede. Sarayın külliyeye dönüştürüldüğü, hırsızların aklandığı bu dönemde 24 Ocak’ta başlayacak 22. Adalet ve Demokrasi Haftasının bu yılki “Suçlular ve Güçlüler” teması her şeyi özetlemiyor mu?