UĞUR MUMCU’NUN ÖNGÖRÜSÜ VE YENİLGİSİ

Yalnız yazdıklarıyla bizlere ışık tutmakla yetinmeyip, aynı zamanda yaşamıyla da örnek olan Uğur Mumcu, aramızdan ayrılalı 22 yıl oluyor.

Kitaplarını dönüp dönüp okudukça, şaşıp şaşıp kalıyor insan.

İçlerinden birine”Tarikat Siyaset Ticaret” kitabından alınma “İmambayıldı”ya göz atalım:
“Herşeyin sahtesi var.

Paranın sahtesi var. Tablo’nun sahtesi var. Altının , gümüşün, elmasın sahteleri var. Var oğlu var.

Peki ya dinin ve ideolojinin sahteleri yok mu? Olmaz olur mu hiç ?Var…

Dinin sahtesi siyasete karışmış olandır. Din duygularının ve dince kutsal kavramların , siyaset adına kullanılması ile din din olmaktan çıkar , siyasetin aracı olur.

Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürü düzeninin sonu gelmez…

Din ticareti ile meşgul olanlara bakın, hemen hemen hepsi milyarder….

…Oh ne kolay çek bir besmele gelsin paralar….

Elhamdüllilah Müslümanız!
Elhamdüllilah milyarderiz!…

Bir kolumuz siysette,öbür kolumuz ticarette ayaklarımız da tarikatlarda…
Bir üçgen bu … Ticaret siyaset ve tarikat üçgeni…”

Bu yazı 1987 de, yani 28 yıl önce yazılmış.

***

Yukarıdaki yazıyı ilk okuduğumda “günümüzü ne güzel anlatıyor demiştim. Meğer o günü değil, bugünü anlatıyormuş, ya da hem o günü hem de bugünü.

Uğur Mumcu müthiş bir öngörü ile bugünleri en ince ayrıntısına kadar betimlemiş.

Yalnız yukarıdaki yazıda değil, her yazısında büyük bir ileri görüşlülüğün sayısız örneğini sunuyor bizlere. Saymaya kalksam sütun değil, sayfa yetmeyecek.

Uğur Mumcu’nun ileri görüşlülüğü müthiş.

Devletin paralel kadrolarının eline geçmesine kadar her şeyi anlatmış.

Bir yazar , aydın sosyal bilimci için, geleceği bu kadar isabetle tahmin etmek, böylesine isabetli teşhis koymak büyük bir başarı adeta zafer gibi bir şey diye düşünüyor önce insan.

Acaba öyle mi?.

Uğur Mumcu’nun bu kadar büyük bir ileri görüşle önceden haber verdiği durum aslında, laik demokratik cumhuriyetin yenilgisidir.

Sapına kadar laik demokratik cumhuriyetin savunucusu olan Uğur Mumcu da, ister istemez kaybedenler cephesinde yer almıyor mu?

Hatta Uğur’un aynı yazsında, bu müstakbel yenilgi, nedenleriyle birlikte haber verilmiyor mu?

***

Aynı yazının sonunda, laik kesime şöyle bir uyarı var:
“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden ittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil.”

Görüyorsunuz bir yazıda 28 yıl öncesinden gelecek günler haber verilirken, neden gelecekleri, laik kesimin neden yenilgiye uğrayabileceği de açıklanıyordu.

Kuşkusuz Uğur, dinlenseydi, yani laiklik, kararlı inançlı cesur, aynı zamanda da, her konuda laik ve yeni politikalar üretecek kadar yaratıcı bir biçimde savunulabilseydi ve Cumhuriyet’in kazanımlarının bir kez elde edildikten sonra kulağının üstüne yatarak savunulamayacağı gerçeği kavranabilmiş olsaydı bugünler olmazdı.

Ama zaman yas zamanı değil. Nasıl ki, yengiler ebedi değilse, yenilgiler de öyledir.

Tarih, her şeyin bir kere de olup bittiği nihai yengiler nihai yenilgiler sahnesi değildir.

Tarihte neyin ne zaman yengi ne zaman yenilgi olduğu ona hangi zaman parçası içinde baktığına bağlıdır.

Tarih çok geçici yenilginin yengiye dönüştüğünün örneklerini sunar.

Nitekim, son yüzyıllarda birbirini izleyen yenilgilerini, Cumhuriyet’e dönüşerek, yengiye çevirmeyi başarmış olan bu toplum, laik Cumhuriyeti daha da çoğulcu, daha da yürekten toplumcu bir niteliğe kavuşturarak yeni bir yengi kazanacak potansiyele de sahiptir.

Uğur Mumcu’nun eserlerinde, bu yenginin ipuçlarını da bulabilirsiniz.