VİCTORİA’S  SECRET*

Önce Musa Kartal’ın ipe dolanmış kedi karikatürüne 9 yıl 10 ay hapis istendi, Evrensel, Penguen ve Leman’ın karikatürcülerine çizdiklerinin hakaret olduğu söylenerek davalar açıldı.

Sonra Charlie Hebdo evresine gelindi: Paris’te, karikatürü hakaret sayıp katliam yapanlara karşı yürüyüşe katılan Davutoğlu döner dönmez, Cumhuriyet’te “dayanışma” amacıyla birkaç Charlie Hebdo karikatürüne yer verilmesine tepkiler sergiledi, “Basın özgürlüğü ile hakaret etme alçaklığını yan yana koyamayız !”dedi.   

Mizah nedir? Ne zaman hakaret sayılır, dava açılır ya da mizah üretenler, hatta bunlara gülenler öldürülür?

Aradım taradım, sonuç: Demokrasilerde mizahın her türü hoşgörüyle karşılanır. Baskıcı rejimlerde ise tersi geçerlidir.

Haldun Taner anlatmıştı: -Heilderberg’de okuyordum. Hitler iktidara geleli iki yıl olmuştu. Nice aydının Nazilere kapılanışını ibretle seyrettim. Bilim adamlarının işbirlikçiliğini ilk defa orada gördüm. Böyle bir ortam içinde benim tepkim hiciv oluyordu. Bir gün arkadaşlarıma bir fıkra anlattım:

-Şarlo, Hitler’e üç sebepten kızıyormuş. Bıyıklarını taklit ettiği için, sonra kendinden fazla aktüalite filmi çevirdiği için…

Dinleyiciler sormuşlardı:

-Peki ya üçüncüsü ?

-Hitler, Şarlo’dan daha gülünç olduğu için!

Taner, bu fıkra üzerine gece yarısı yolunu kesen Nazi öğrencilerden yediği dayağı kolay unutamamıştı.

Mizahtan kaçırılan, mizahtan sakınan ne kadar çoksa o ülke demokrasiden o kadar uzaktadır. Baştakiler, halka hoşgörü örnekleri sergileyeceklerine tersini yapıyorlarsa durum daha da vahimleşir.  

D.Wickenberg, “The Senses of Humor” başlıklı bir kitabında bu konularda bilgi aktarmaktadır:

Britanya’da Kraliçe Viktorya’nın 1837’de tahta çıktığı günden  ölmüne kadar geçen süre, kraliçe ile eşi Prens Albert’in ahlak anlayışlarının halka örnek olduğu dönemdir: Piyanoların bacaklarının kadın bacağına benzediği için
örtüldüğü bu devirde mizah yapabilmenin sınırları da alabildiğine dardı.

Viktorya Devrinde her konuda mizah hoş görülmez, görgü kitaplarında uluorta gülmenin ayıp olduğu anlatılırdı. 

Oscar Wilde, “Ciddi Olmanın Önemi” adlı ünlü oyununda Viktorya Devri sosyetesini tiye alır.

Bu bilgilerin ışığında birçok şeyin yanında, yavaş yavaş şunun da farkına varıyoruz: Bunlar, öyle iddia ettikleri gibi Osmanlıya değil, aslında Kıraliçe Viktorya sosyetiklerine benziyorlar! Bu gerçeği sindirseler Avrupa yürüyüşlerinde bundan sonra bakarsın daha fazla itibar görürler.