DEVLETİN KAR HIRSI

Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu’nun hazırladığı “Ge-li-yo-rum diyen facia” raporuna göre Soma’da madeni işleten şirket kadar TKİ’nin de kâr hırsı hesaba katılmalı. Raporda ne pahasına olursa olsun “büyüme” paradigmasının sorgulanması gerektiğine işaret ediliyor. Aslında Soma’da facia “geliyorum” demişti. Rödovans sistemine geçişin ardından hiçbir teknolojik yenileme yapılmadan kömür üretiminin 16 kat artması, son iki ayda ısının ciddi biçimde yükselmesive diğerleri… Ancak uyarılar ve raporlar göz ardı edildi. Peki bu irrasyonelliğin sebebi ne? Neden önlem alınmadı? Bu ve benzeri sorulara yanıt arayan Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu uzun soluklu ve disiplinler arası bir çalışma yaparak hazırladığı raporunu dün kamuoyu ile paylaştı. 301 madencinin can verdiği Soma faciası, ardından Ermenek’te yaşananlar ve ne yazık ki bundan sonra da yaşanacaklar, bunları ortaya çıkaran nedenler büyük resmin bütününü tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yanıt aslında tek: Sistemik körlük. Bu körlüğü yaratan nedenlerin başında ise devletten patrona kadar uzanan”ciddi üretim baskısı”geliyor.. Raporu hazırlayanlardan biri olan Doç. Dr. Nuri Ersoy bunu Gabriel Garcia Marquez’in meşhur “Kırmızı Pazartesi” romanından yola çıkarak “İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü” olarak tanımlıyor. İşte raporda öne çıkan tespitler:

-Patron (Soma AŞ) kadar kamu yani TKİ’nin de kâr hırsı: Faciaya yol açan nedenleri sadece özel sektörün kâr hırsı ile açıklamak yeterli değil. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) rödovans karşılığı işleri özel sektöre devretme kararı aldıktan sonra kara geçti. Sistem yılda 1.5 milyon ton üretim üzerine kurulmuş iken 3.5 milyon tona çıkarıldı.

2004’ten 2012’ye kadar üretim 13 kat arttı ama denetim yapılmadı. TKİ üretilen kömürün tamamını aldı. 70 TL maliyeti olan kömür 300 liradan satıldı. İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu çalışmasının 2012 sonuçlarına göre TKİ, kamu kurumları arasında 860 milyon TL net kârlılık ile 2. sırada. Bu yüzde 26.9 gibi yüksek bir faaliyet kârlılığına tekabül ediyor. Bu Apple gibi yüksek teknoloji şirketlerinin kârlılığı ile aynı oranda.

-Büyüme; ne pahasına olursa olsun: Türkiye’de büyüme ve kalkınma eşanlamlı olarak kullanılıyor. Bu dünyada da böyle ama büyümenin maliyeti, bu maliyetin nasıl paylaştırıldığı Türkiye’de hiç göz önünde bulundurulmuyor ve bedeli sadece belli bir kesimin omuzlarına yükleniyor. Önce bir büyüyelim, çevre, gelir eşitsizliği gibi sorunları daha sonra çözeriz anlayışı var.

-Yüksek iş kazaları ile büyümeyi sağlıyoruz. Üretim baskısı iş sağlığı ve güvenliği ilkeleri ve madenciliğin bilimsel ilkelerinin ihlalini de beraberinde getiriyor. Sadece geçtiğimiz yılın bilançosu 1886 iş kazası sonucu ölüm. Sayı yüksek çıkarsa gündeme geliyor ama 3-5 kişinin can verdiği iş kazalarının lafı bile edilmiyor. Üretilen milyon ton kömür başına ölümlerde Türkiye 7.2 ile neredeyse dünya birincisi. ABD’de bu sayı 0.02 kişi; Çin’de ise 1.2 kişi.

-”Hak temelli sosyal yardımların eksikliği: Her faciadan sonra toplumda bir hayırseverlik damarı kabarıyor ama bunun da acı sonuçları var. Örneğin babası madenden sağ çıktığı için hediyelere boğulmayan çocuklara “Keşke benim babam da ölseydi” dedirmesi.

-Büyürken sosyal ve ekolojik maliyet hiç hesaba katılmıyor. Karbondioksit salımlarının artış hızında Türkiye dünyada ilk sıralarda. Soma ise bunun en çarpıcı örneklerinden. Bitki örtüsü, ormanlar, tarım arazileri tamamen yok edildi.

Önceden geçimlerini tarımdan sağlayan insanlar madenlere mahkûm edildi.

Herkes Sorumlu

Raporda mevzuattan, üretim planlamasına, iş sağlığı ve güvenliğinden ekonomik ve sosyal politikalara kadar 100’ü aşkın somut öneri de bulunuyor. Raporun tanıtım toplantısında konuşan BÜ Rektör Yardımcısı Lale Akarun, Prof. Dr. Fikret Adaman ve Doç. Dr. Nuri Ersoy’un dikkat çektikleri hususun başında “zihinsel bir paradigma değişikliğinin şart olduğu” geliyor. Nasıl bir gelecek istiyoruz sorusu artık herkes tarafından düşünülmeli. Ve burada üniversiteler, meslek odaları, STK’ler, sendikalar da dahil olmak üzere herkesin sorumluluğu var. Önerilerin içinde öne çıkanlar ise şöyle: Taşeron sisteminin kaldırılması, sendikalaşmanın önündeki engellerin aşılması, madencilikte ileri teknolojilerin kullanılmasının şart olması, denetçilerin bağımsızlığının sağlanması, çalışanların karar alma süreçlerine katılımları…