DİSTOPİK CUMHURİYET

Yoksulluğun, baskının hüküm sürdüğü rejimlerin oluşmasını konu edinen romanlara distopik roman deniyor. İnsan haklarına saygının geçerli olduğu, insanların aç kalmadıkları düzenlerin gelişimlerini konu edinenler de utopik roman olarak anılıyor.

Yevgeny Zamyatin’den Lauren Oliver’e kadar birçok yazar distopik roman yazmışlardır. Bir kaçını anımsayalım:

Nancy Farmer’in The House of the Scorpion’unda Meksika ile ABD arasındaki Afyon ülkesi anlatılır. Ülkeyi Patron olarak anılan başkan yönetmektedir. Burada uyuşturucu hammaddesi üreten çiftlikler vardır; en büyüğü patronunkidir. İşçiler, beyinlerine kompüter çipleri yerleştirilerek basit işlemlerden fazlasını düşünemeyecek duruma getirilmişlerdir, ölesiye çalışırlar.

Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale adlı romanında, ABD de bir darbeden sonra anayasayı askıya alınır, dini esaslara dayalı bir düzen kurulur: Toplum, “Tanrının Gözleri” adlı polis örgütünce denetlenir. Hürriyetler yok edilmiştir: Kadınlar okutulmaz, bir bölümü azalan nüfusu çoğaltmak için damızlık olarak ayrılır.

Lauren Oliver’in Delirium’unda totaliter bir rejim tanımlanır: Aşk, insanı deliliğe sürükleyen bir hastalık sayılır; 18 yaşına basanların aşık olmaları beyin ameliyatıyla önlenir. Kadınlar sadece ev işleri yapabilirler, kimle evlenecekleri, kaç çocuk yapacaklarını devlet saptar.

George Orwell’in 1984 romanında bir parti ve onun lideri Büyük Birader’in diktatörlüğünde yönetilen bir ülke anlatılır.

Her yerde gözetleme-dinleme aygıtları vardır. Halk, yalanlara inandırılır: Yenilgiler, zafer gibi gösterilir. Barış Bakanlığı savaşları düzenler. Bolluk Bakanlığı yiyecek kısıtlamalarını, Sevgi Bakanlığı işkenceyi düzenler, Düşünce Polisi yönetimle çelişenleri yakalar.

Distopi romanlarını tek tek incelediğimizde bu gün yaşadıklarımızın benzerlerini görür şaşırırız: Bunların tümünü bir araya getirsek ne olur? Çağdaş Türkiye’nin eksiksiz tarifi çıkar: Bunca tanınmış romancının katmerli imgelerini aşıp gelmiş geçmiş en görkemli distopik düzeni oluşturduğumuzu kavrarız !

O distopik romanların yazıldığı ülkelerde ne olmuş? Bu gün çoğu distopik değil utopike yakın rejimlerle yönetiliyor. Bu romanlar da zaten halkı uyarmak,”baskı rejimleri bakın ne kötülüklere yol açar” demek için yazılmışlardır.

Öyleyse bizim distopik durumumuz ne olacak? Bunun böyle sürmeyeceği kesindir: Pek yakın bir gelecekte distopik geçmişimiz sadece bizde değil dünyanın tüm okullarında demokrasiden sapıldığında ne felaketlerle karşılaşılacağının ibret dersi olarak okutulacaktır.