HERKESİN PARMAĞI VAR

Bir ülke durduk yere rezil hale gelmez; gelemez. Bataklığın dibini boylamanın muhakkak olmalı bir sebebi.
Bir toplumun yaşadıkları, o toplumda yaşayanların ruhunu anlatır… Neye, nasıl baktıklarının yanıtıdır… İliklerine kadar aslında neyi arzuladıklarının ispatıdır… Yolda yürüyen herhangi bir adamın hayatıdır aslında o toplumun başına gelen tüm şeyler…

Sorumluluğu ya da kurtuluşu bir başkasında aramakta bir ülkenin kendine yapabileceği en büyük kötülüktür; bu
başlı başına bir aldatmaca ve kandırmacadır.

Eğer durum tam tersi olsaydı; yani, hasbelkader çamura bulanmış olunsaydı, bir an evvel bu lekeden kurtulmak için çalışılırdı.

Kimse susmazdı…

“Bize bir şey olmaz!” sesleri etrafta yankılanmazdı…

TV program ve şovlarındaki saçmalıklara tahammül edilmezdi…

Konusu ucuz aşk hikayesinden başka bir şey olmayan bayağı diziler avanak gibi izlenmezdi…

Hayattaki böbürlendiği tek şey, elindeki cep telefonu ve üstündeki takım elbise olan bizim sokağın delikanlısı “memleketin akıllısı” diye bizim kahvehanede nutuk atamazdı; attırmazlardı.

***

Ama gel gör ki, hiç ses yok!

Hafif bir memnuniyetsizlik belirtisi de yok!

İnceden bir kıpırdanma veya küçük bir tepki hiç mi hiç yok!

***

O halde;

Sahtekarın en önde gidenisin ki, “Bize bir şey olmaz!” yalanına ortaksın.

Laçkanın en beterisin ki, TV şovlarındaki rezillikler eğlendirebiliyor seni.

Karaktersizliğin tavan yapmış ki, bizim mahallenin kıravatlısına tav olmuşsun iki saniyede.

Kötülüğün ruhunu o kadar kanıksamışsın ki, ondan bu sessizliğin.

***

İşte bu yüzden, neyi tartışmaya kalksan elinde patlıyor…

Bu yüzden senelerdir kendi halinde uçurumdan yuvarlanıyorsun öylece…

Bu sebepten ötürü seçtiklerin hep yanlış oldu…

Bu nedenle insanca yaşamayı hakkedemedin bir türlü…

Yine bu yüzden mutsuzluğun ve umutsuzluğun…

***

Böyle bir durumda herkes suçlu;

Mesela, kocasından yediği dayaktan sonra, kocasının kendisini yeri geldiğinde dövebileceğine, yeri geldiğinde de sevebileceğine inanan bir sürü kadın…

Çocuğuna birçok şeyden evvel, ahlakı, terbiyeyi, sevgiyi ve dürüstlüğü öğretmeyi unutmuş binlerce ana-baba…

Üniversitelerde sadece diploma dağıtan nice hoca…

Amirine veya patronuna yalakalık yapmaktan usanmamış memurlar…

Kendini ifade edebilmek için mutlaka başka bir şeyin varlığına ihtiyaç duyanlar…

Normal hayatında bile, kendini ast-üst ilişkisine dayandırarak tanımlamaya çalışan ezilmişler…

Oturduğu apartmanın en ufak sorunu için bile toplanmaktan aciz mülk sahipleri…

“Ben bu hayatta, sadece kendi gemim nasıl yürür; ona bakarım!” diyen milyonlarca bencil…

***

İşte bunların hepsi suçlu!

Lafın kısası;

Bu işte, herkesin parmağı var!