DAMARLARIMIZDAKİ ASİL KAN: CEHALET

Önümdeki fotoğrafa bakıyorum. Gözlerim acıyor. 
O kız çocukların hepsini tek tek okşamak istiyorum. Ellerim yanıyor. İçim kan ağlıyor. 
Bu bir anaokulu. Yuva. İstanbul’da, 2015 yılında… 
Fotoğrafı çeken ya da çektiren gülümseyin demiş çocuklara. Zorlanıyorlar gülümsemekte… Hatta kimileri bakışlarını yerden kaldırmakta, başını dik tutmakta zorlanıyor. 
Oysa yaşları 5, yaşları 6… Dolu dolu kahkahalarla gülecek, avaz haykıracak, sokaklarda koşup oynayacak yaştalar. 
Kendi seçmedikleri, büyük bir olasılıkla ailelerin kararıyla tepeden tırnağa örtündükleri bu kılıkla zaten koşup oynamaları, rüzgârı saçlarında hissetmeleri imkânsız. 
Yaşları 5-6… Bir sünger gibi her şeyi kapacak, kendilerine her sunulanı alacak yaştalar.

En çok ve en çabuk öğrenecek yaştalar. 
Gördükleri her şeyi merak etme, sorgulama yaşındalar. Çevrelerinde olan biteni, aileden, arkadaştan duyduklarını, televizyonda gördüklerini, her şeyi her şeyi merak etme ve sorma yaşındalar… Sora sora, sorgulaya sorgulaya öğrenme yaşındalar. 
Ama hayır, onlar bilmedikleri, konuşmadıkları, anlamadıkları bir dilde Arapça dualar öğrenecekler. Tekrarlaya tekrarlaya ezberleyecekler.

Ezberlediklerini sorgulamayacaklar. Herhangi bir kavram üretemeyecekler… Yavaş yavaş düşünmeyi de unutacaklar…
İçlerinden en cesaretli olan bir ikisi belki bir şey sormaya kalkışacak hocaya, aldığı yanıt belki artık sonsuza dek soru sormasını engelleyecek.

Belki kafasının içini dogmalarla, hurafelerle ya da önyargılarla dolduracak… Büyük bir olasılıkla onlar da bir süre sonra vazgeçecek sormaktan ve sorgulamaktan.

***

Fotoğrafa bakıyorum. Yüreğim acıyor… 
“Bilal” programı uygulanmaya başlandı. Geçen sonbahar yapılan Eğitim Şûrası cehalete giden yolun taşlarını döşemişti… 
Okullara mescit… Zorunlu din dersleri… Anaokuluna inen örtünme… Yakında, hiç merak etmeyin, kız ve erkek öğrenciler de birbirlerinden ayrılacaktır. 
Baştan açıklamışlardı: “Dindar ve kindar bir gençlik” istediklerini… Onlar “gençlik” derken sadece erkekleri düşünüyorlar. 


Kadınların bir “araç” olarak görevlendirilmesi yeter onlar için. Doğurmak için araç; 16 yaşında evlendirilmek için araç; ev işlerini görmek, ailenin hasta ve yaşlılarına bakmak için; iktidarda hep dinci bir hükümetin kalabilmesi için araç…
Yavaş yavaş düşünmeyi de unutacaklar… Hele hele eleştirel düşünmeye hiç ama hiç fırsatları olmayacak… Zaten onlardan istenilen düşünmeleri değil. Tam tersi düşünmemeleri, sorgulamamaları…

Sadece itaat etmeleri… 
Sorgulamasınlar, ne o ezberledikleri ve tek sözcüğünü bile anlamadıkları duaları; ne evlerde ayakkabı kutularında, yüzme havuzlarında, kasalarda saklanan paraları; ne 13’ünde evlendirilen kız çocuklarını ne de öldürülen kocaları, sevgilileri, babaları, ağabeyleri tarafından öldürülen kadınları… 
Fotoğrafa bakıyorum, içim acıyor. Geleceğimizin nasıl çalındığını görüyorum. Dilimin ucunda bir tanımlama:

Damarlarımızdaki asil kan: Cehalet!