KORKU!

-Korkuyorum!, diyordu yaşlı dostum.

Neden korktuğunu sorduğumda, bir nefeste sıralıyordu:

-Yasama’dan korkuyorum. Yürütmeden korkuyorum, Yargı’dan korkuyorum, polisten korkuyorum, okuldan korkuyorum. Cumhurdan korkuyorum, Başkanından korkuyorum velhasıl korkuyorum.

Sesinin tınısında korkudan çok öfke var gibiydi. Benim sakin tavrıma da kızdı:
- Sen korkmuyorsan, cesurum sanma! Cesur değil aptalsın!Bak herkes korkuyor

-Cesaretin korkmamakla ilgisi yok; tehlikeden çekinip, korkamamak aptallıktır, cesaret o korkuyu yenip gereğini yapabilmektir, demekle yetindim.

Sonra aziz dostum, Oktay Akbal örneğini anlattım.

12 eylül döneminde Oktay Akbal hapse düşmekten korkardı. Korkusunda haklı olduğu da, hapse düştüğünde ortaya çıktı.

Ama Oktay Akbal ne zaman yazıya otursa , zehir zemberek, eleştiriler kaleme alırdı.

Kendisini uyarırlardı:
-Abi yapma , sonra gazete kapanacak sen de hapse düşeceksin!


Kızardı:

-Ne yapalım efendim gerçek bu hapse de düşersek düşeriz…

Kısacası Oktay Akbal, hem korkardı. Hem de yine yazardı.

Ben aydın cesaretini ondan öğrendim.

Oktay Akbal’ın adını duyunca, dostum ilgilendi:
-Ne yapıyor Oktayl Akbal . Neden yazıları çıkmıyor?

Akyaka’da oturuyor, yaşının getirdiği rahatsızlıklardan şikayetçi. Artık yazmıyor.

***

Oktay Akbal’dan söz ederken, geçmişe gittim. Neler yaşamıştık. Şöyle rahat bir özgürlük havası soluduğumu çok enderdi. Yine de de bizim kuşak, öncekilere ve daha da garibi sonrakilere oranla şanslı sayılırdı.

Öncekileri anlamak mümkündü de, sonrakiler de ne oluyordu?

Eski dönemleri anımsıyorum. Sağa sola bulaşmayan, okuyup yazmayana kimse pek ilişmezdi.

“Ne sağcıyız ne ,solcu futbolcuyuz , futbolcu!” deyimi o günlerden kalmadır. Son askeri despotluk dönemini ise şu ilginç öykü çok iyi anlatır.

Çok ünlü bir oyuncunun yeğeni, askerler tarafından göz altına alınmıştır. Ünlü sanatçı yeğenine şefaat eder.

İyi çocuktur, kitap okumak filan gibi zararlı faaliyeti de yoktur.

Şimdi ise , ister kitap oku ister okuma! Beşikten mezara cendere içinde sana biçilen role uygun davranmadın mı hapı yuttun demektir.

Eskiden. Gösteriyle gitmek, polise direnmek, taş atmak, başını ömür boyu derde sokabilirdi. Şimdi Ulusal Güvenlik Yasa tasarısı ile, barışçıl bir şekilde pankart taşımak bile başına olmadık işler açmaya yetiyor.

Bırak onları bir yana, bir trafik kontrolünde bile canından olabiliyorsun.

Polis baskısı artık bir kader, ne yaparsan yap ondan kaçamıyorsun. Bir kar zinciri sebebi mevtin olabiliyor.

***

O yüzdendir ki dostum korkmakta haklı.

Ve de artık Türkiye koca bir korku imparatorluğu haline gelmiş bulunmaktadır.

Siyaset ile ilginlenme!

Pahalılıktan yakınma!

Yolsuzluğa kızma!

Hırsızlığa isyan etme!

Hiçbir şeyden şikayet etme!

Bütün bunlar seni yine müdahalelerin odağı olmaktan mahalle baskısına maruz kalmaktan kurtarmaz.

Evlilik ehliyetinden, çocuk sayına, çocuklarının nasıl doğacağına kadar her şey büyük reisin kararına ve mahallenin denetimine bağlıdır.

Ve sen beşikten mezara bir korku imparatorluğunun çeşitli denetim mekanizmaları dişlileri arasında öğütülür durursun.

Onun için dostuma hak veriyordum.

O ise takılmış plak gibi yineliyordu:

-Yasama’dan korkuyorum, Yürütme’den korkuyorum,Yargı’dan korkuyorum,polisten korkuyorum, okuldan korkuyorum, mahalleden korkuyorum, Cumhur’dan korkuyorum,

Başkanı’ndan korkuyorum.

Lafını kestim:

-Korkma dedim, korkma ve unutma ki, o senden daha çok korkuyor!

-Kim o? diye sordu.

-Korkutan , dedim, seni ve herkesi korkutan ülkeyi korku imparatorluğuna çeviren.

-Unutma, dedim tekrardan, o senden de, herkesten daha fazla korkuyor
Ferahladı, gülerek sordu:
- Korkusunun da eceline faydası olmayacak değil mi?