TEK BAŞINA BİR ADAM

Recep Tayyip Erdoğan Güney Amerika gezisine başlamadan önce yaptığı basın toplantısında AKP’nin “içine” yönelik konuştu. Halbuki şimdi bulunduğu makama gelmeden önce görkemli bir kongreyle AKP’ye “veda” etmişti.

Artık tarafsız bir pozisyona terfi ediyordu. Bütün Türkiye’yi temsil edecekti!?!

Kısa sürede “salla-yolla” der gibi hem AKP’nin her işine karıştı hem de özellikle Salı günleri kendine bir kürsü arayıp konuştu. Sivri laflar ettiği için o gün yapılan Meclis Grup Toplantılarında dile getirilen görüşlerin haber değerini düşürdü. Bütün partilerin üzerine çıktı.

Böylece nasıl “partiler-üstü” olunurmuş gösterdi!

Kolombiya’ya uçarken de yanında götürdüğü gazetecilere iyice açıldı:

-Hakan Fidan’ın MİT’i bırakıp milletvekili adayı olmasına karşıyım!

Sonra “üzüntü” kaynağını dile getirdi:

-Benim sır küpümdü!

Bu kadarla da kalmadı, büyük bir adım daha attı:

-TEK BAŞIMA kalsam da yoluma devam edeceğim!

RTE’nin siyasi güzergahın çok sayına “veda durağı” bulunuyor.

Önce eski lideri Necmettin Erbakan ile yollarını ayırdı. İktidara geldiğinde çevresinde askerlerden bıkmış, cesaretleri yerinde solcu yazarlar vardı. RTE ne zaman askerlerden fırça yese, önce onlar ortaya atılıyorlar:

-Olmadı paşam!

RTE “Kasımpaşalı delikanlı” olarak devletin esas sahiplerini karşı saygılı bir suskunluk(!) sergiliyordu. Özgür basına sevgilerini yolluyordu!

2010 Referandumundan sonra bütün özgürlükleri kendisine ayırmaya karar verdi. Ergenekon-Balyoz falan derken etrafta ne general kaldı, ne de sık sık “rahatsız olduklarını” beyan eden genç subaylar!

RTE o zaman anladı ki, bu demokrasi her iktidarı olduğu gibi kendisini de sıkıştıracak.

Küçük dümen kırmalara başladı.

Taa en başından beri kendisini destekleyenlere “eyvallah” dedi. Önce hakaret etti. Hem de isim vererek yaptı bunu… Sonra “hakaret davaları” açtı!..

Böylece demokrasi ile bağlarını kopartması kolaylaştı.

Zaten bu konuda çok öncelerde ifade ettiği “tramvay” benzetmesi de vardı:

-Demokrasi bir tramvaydır, gidebildiğimiz yere kadar gideriz. Sonra ineriz!

Demokrasinin de ruh sağlığı bozulmaya başladı.

RTE Kaçak Saray sakini olduktan sonra çizdiği karmaşık yolda hızını arttırdı. Önünde engel olduğuna inandığı-sandığı-tahmin ettiği herkesle yollarını ayırdı. Bunun en sivri örneğiyse Abdullah Gül oldu. Ayrılmaz “ikili” olarak görülüyorlardı. Ama RTE onu da sildi!
Bu iş nereye varacak? Diye merak edenler de derin bir oh çektirdi:

-Tek başıma kalsam da, yoluma devam edeceğim!

Oysa AKP’nin akıl fikir sahibi isimleri (akıllarını peynir ekmekle yemişcesine) rejimi hızla onun emrine sokacak düzenlemerle meşgullerdi. Muhalefet de bu yüzden var gücüyle haykırıyordu:

-Tek adam rejimine gidiliyor!

RTE Kolombiya seferi sırasında bir adım daha attı. Gerekirse kendi partisiyle de yollarını ayırabileceğini dile getirdi.

Hababam Sınıfı filmlerinden birinde beden eğitimi öğretmeni Badi Ekrem (Şener Şen) en önde uygun adım yürürken, arkasından gelen haytalar birer ikişer Fener’in maçına kaçarlar… Badi Ekrem tek başına uygun adım İstanbul Caddelerinde yürürken bir de arkasına bakar ki, kimseler yok!

RTE’nin gidişatı da sanki ona benziyor:

-Tek başına bir adam!