CİNNET*

Cinnet, Arapça kökenli bir kelimedir ve Türkçe karşılığı delilik yani akli dengesi bozulmuş olan kişinin durumudur. Akli dengesi bozuk kişilerin tamamı adam mı öldürüyor?

Bakırköy, Balıklı Rum ve diğer hastanelerde yatan, çeşitli ruhsal, zihinsel rahatsızlıkları olanlar? Çoğu bilakis otodestrüktiftir. Kendine zarar vermeye eğilimli. Şizofreni gibi, ağır korkulardan, kaygılar ve sanrılardan başkasına zarar verebilmeye yatkın olduğu gözlenen bir hasta, hastalar başka özel bölümlerde izlenir tedavi edilir.

Diyeceğim o ki, madem bu kadar çok “cinnet” getirip adam öldürenlerin sayısı ülkemizde gitgide artıyor, Türkiye bir açık hava “tımarhanesi” mi? Böyle bir mantık olabilir mi?

***

Bu öldürme eyleminin altında “psikolojik rahatsızlık” aramak ve bu şekilde tanımlamak nereden bakarsanız basit ve yanlış bir tespit ve söylemdir. Hatta durumu hafifleştirir.

Türkiye’de adam öldürmek, hepimizin bildiği sebeplerden, adaletin içinin boşaltılması, geleneklerin bazısı ve günümüzde sağ olsun bu ülkeyi idare edenlerin basiretsizliği ve sırt sıvazlayıcılığından kaynaklanıyor. Ve pek çok başka sebep…

Taha Akyol’un bir yazdığından alıntı olarak geldi bu mail: “Prof. Ali Çarkoğlu ve Prof.

Ersin Kalaycıoğlu’nun Türkiye’deki ‘anomi’, yani kural tanımazlık konusunda bilimsel araştırmaları var. Kişiler kendilerini hangi inanç ve siyasete ait görürse görsün, değerlerin, kuralların içi boşalıyor. Türkiye’de nüfusumuzun yüzde 85’i ‘kuralsızlık ortalaması’nı aşan tavırlar ve anlayışlar içinde! Sosyolojide buna ‘anomik toplum’, kuralsızlığın yaygın olduğu toplum deniliyor. (The Rising Tide of Conservatism in Turkey, s. 4346)

Trafik kuralsızlığından, maganda kurşunlarından tutun da ‘adamını bulunca’ her şeyin yapılabileceği düşüncesine kadar uzanan bu hastalıklı kültür, güç fetişizmi ve şiddet yaratıyor. Siyasetimizdeki kuralsızlıklar, haşin davranışlar ve ‘nepotizm’ de (iktidar mensuplarının kamu kurum ve kuruluşlarına kendi adamlarını yerleştirmesi./b.b.) bunun ürünü.

Uzun sosyal değişme sürecinde geleneksel değerlerin içinin boşaldığı, modern değerlerin yerleşmediği bir kuralsızlık aşamasındayız.”

Sonra girip araştırdım. Yaşadığımız evet tam da bu… Ve eğer 7 Haziran’da bir şekilde bu gidişatı durdurmayı başaramazsak, ekonomik sıkıntı, kimlik problemi, özgürlük kısıtlaması, ifade özgürlüğünün gasp edilmesi, ayrımcılık yaşayan ve aniden “delirerek” ADAM ÖLDÜRMEYEN çoğu/çoğumuz, mümkündür, bir iç savaşa sürükleneceğiz. Karşımızda “cinnet” getirenler… Bu kadar basit.

***

Dün mahsur kaldığım için babamlarda yattım, sokakta delikanlılar kartopu oynuyorlar.

Film seyrediyoruz. Bam, bam defalarca cama isabet… Eğlensinler dedik başta. Sonu gelmiyor. Ayrıntı: Ben değil, eşi değil, babam çıkacak pencereye… Otomatik bir davranış biçimi kanıksanmış, halbuki ben cama en yakın ve evin en genciyim.

İlk düşündüğüm bu oldu. Hemen ardından tedirginlikle verdiğim tepki ise: “Aman baba, sakin, yumuşak söyle”…

Sanki bu ülkede bir de kartopu yüzünden adam öldürülebilirmiş gibi…

(*) Daha iyisini yazamayacağım için bu hafta köşeme, izniyle ve izninizle, kızım Barış Behramoğlu’nun bir Facebook iletisini alıyorum…)