ÖZGECAN… KADIN DOSTU KENTLER…

Bardağın dolup taştığı nokta oldu Özgecan cinayeti. Tek yürek olduk, ağladık, meydanları doldurduk, lanetler okuduk. Hunharca katledilen 20 yaşındaki Özgecan ve onun acısı Türkiye gündemine oturdu. Ortak acı acaba bu ülkede bir şeyleri değiştirebilecek mi? Sözcükler havada uçuşup duruyor… Kadına şiddete karşı seferberlik, idam cezası… Özgecan, erkekler tarafından öldürülen diğer kadınlar, tecavüz edilerek katledilen kız çocukları gibi “Türkiye’nin insanlık utancı arşivi” içinde “kurbanlar” kategorisindeki yerini almadan daha derin tartışmaların, sorgulamaların tam zamanı… Yoksa bu ülkenin en derin gerçeklerinden biri olan “Kadına yönelik şiddet”, kimilerinin timsah gözyaşları arasında yine var olmayı sürdürecek.

Soma’da 301 madencinin ölümü ile sonuçlanan katliam gibi kazanın ardından Pandora’nın kutusu açılmış ve taşeron sisteminden, hükümet-işverenyandaş medya üçlüsüne, yanlış özelleştirme politikalarına, tarımın bitirilişine kadar “nedenler” bir bir ortalığa saçılmıştı. Tıpkı Berkin Elvan gibi, tıpkı Soma gibi Özgecan da bir simge. Vahşi cinayet ise bir sonuç. Nedenleri arasında neler var peki?

-Öncelikle iktidarın, ters yönlere giden, birbirini yok eden paralel bir politika izliyor olması. Hadi anımsayalım… Devlet karakolda Fevziye Cengiz’i döverken, İrfan Tören’in hastane odasında Güldünya’yı öldürmesiyle nasıl mücadele edebiliriz? Peki ya, Türkiye Kadına Karşı Şiddet Sözleşmesi’nin ilk imzacısı ülke olarak böbürlenirken, aynı gün Rumuz N.Ç. kararının Yargıtay tarafından onaylanıyor olmasına ne demeli?

-“Faşizm ailede başlar” sözünün gerçekliği: Katil Suphi Altındöken’in annesinin “Babası beni kemerle, kesici aletlerle sürekli döverdi. Oğlumu ondan koruyamadım” itirafları. Bu ülkede kadınlar eşleri tarafından dayak yedikçe, dayaklar karşısında sessizliğini “Kol kırılır yen içinde kalır” atasözü misali korudukça, kendi ailesi ve devlet tarafından sahiplenilmedikçe şiddetle mücadelede arpa boyu yol alınamaz.

-Kız – erkek ilişkilerinin normalleşmesinin engellenmesi, cinselliğin bir tabu haline getirilmesi… AKP iktidarının söylemi ile sürekli pekiştirilen bir olgu.

-Bu ülkenin kadınları, yani nüfusun yarısı sokağa çıktığında yanında biber gazı taşıyacak kadar ürküyor olmasına karşın somut önlemler alınmıyor olması… En azından sokaktaki şiddeti azaltacak…

Başbakan Ahmet Davutoğlu “2007’de kadına yönelik şiddete karşı eylem planı hayata geçirildi. Etki analizini yapıp işlemeyen noktaları bulacağız” diyor. 2007’den beri 2 bin 500’den fazla kadın öldürüldü Sayın Başbakan. İşlemeyen noktaları bulmak için Özgecan’ı, toplumun infialini mi beklediniz?

Toplu taşıma araçlarını neden sürekli denetime tabii tutmuyorsunuz örneğin. Minibüsler Odası’na bile kaydı olmadan trafiğe çıkarıyorsunuz? Neden yine toplu taşıma araçlarında acil durum butonları devreye alınmıyor? Yolların iyi aydınlatılması, yurtdışında “gece otobüsleri” diye tanımlanan, kadın yolcuyu otobüs durağı dışında evine yakın yerlerde indiren araçların devreye sokulması, dar geçitlerde ayna uygulaması, alt ve üstgeçitlerin güvenli hale getirilmesi… Tüm bunlar yapılabilir. Kentleri kadın dostu kentler haline getirmek zor değil…

Aslında Türkiye, 2006 yılında Kadın Dostu Kentler projesi ile tanıştı. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2006 yılından bu yana uygulanan ortak bir program. Sabancı Vakfı katkısı ile başlayan Program 2010 yılından beri de İsveç Kalkınma Ajansı-SIDA desteği ve İçişleri Bakanlığı ortaklığı ile uygulanıyor. 12 il program kapsamında. Ancak ağır aksak yol alınabiliyor. Eğer Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın dediği gibi bir seferberlik yapılacaksa gerçek “Kadın Dostu Kentler” oluşturmakla başlayabiliriz. Yol haritası bile hazır. İsteyene tabii…