SARIŞIN FAŞİZM

Esmer ağırlıklı her toplum gibi Fransızların da sarışınlığa zaafı vardır.

Ama esmer dünya geneliyle paylaştıkları bu zaafın üstüne tüy diktikleri nokta; kendilerini sarışın sanmalarıdır!

Öyle ki, her yıl okula yeni başlayan Fransız çocuklarından ‘sevgili sarışın kafalar’ diye söz edilir. Oysa Arap ve Afrika kökenli 6 ila 8 milyon Müslümanın yaşadığı ülkenin okullarında ‘sevgili esmer kafalar’ın sayısı epeyce olup, giderek de artmaktadır.

Zaten yerli çocuk nüfusu da sapsarı değildir.

Fransa’nın Vikinglerle akraba Kuzey Batı ve Germenlerle haşırneşir olmuş Kuzey Doğu bölgelerinde sarışın Fransızlar vardır elbet. Ama daha çok Güney’den göç alan bu ülkede, nüfusun ezici çoğunluğu orta boylu, düpedüz esmer değilse de koyu kumral Akdeniz insanlarıdır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında işgal ordusunun sarışın ve zıpkın gibi Alman subayları karşısında eli ayağı kesilen Fransızların sayısı hiç de az değildir.

***

Uzun lafın kısası, Arap ya da Afrika kökenliler gibi sonradan olmadıklarını belirtmek için kendilerini ‘Français de souche’, yani Kökten Fransız diye tanımlayanların açık ya da gizli bir ‘aryen ırk’ hayranlığı; ırk tabiri caiz değilse, sarı saçlı mavi gözlü olmak özlemi vardır.

Sıradan insanların oluşturduğu işte bu Fransa’nın Haçlı belleğinde uyuklayan sarışın milliyetçiliği, aşırı sağcı Jean Marie Le Pen’in kurduğu Ulusal Cephe partisi temsil eder.

Ama bugüne kadar sağ ve solun ortak gayretiyle yükselişi bir ölçüde önlenebilen Ulusal Cephe, sarışın Le Pen’in sarışın mavi gözlü kızı Marine Le Pen başkan seçildikten öteye iktidar alternatifi bir kitle partisi haline geldi.

Fransa’da bu yıl 22 ve 29 Mart’ta yapılacak bölgesel (komünal) seçimlere ilişkin kamuoyu yoklamaları, en azından birinci turda Ulusal Cephe’yi ülkenin geleneksel iki büyük partisi UMP ve PS’nin önünde gösteriyor.

***

2017’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Marine Le Pen’e oy vereceklerini açıklayanların oranı, daha şimdiden %30. Bu da Fransa’nın siyasal arenasındaki biricik sarışın, milliyetçi Ulusal Cephe liderinin cumhurbaşkanlığı yarışında favori olması demek.

Adı lacivert anlamına gelen Marine Le Pen, Ulusal Cephe’yi bir kitle partisine dönüştürdü.

Babasının ırkçı söyleminden ayıkladığı partiyi, daha yumuşak, daha geneli kucaklayan bir üslupla korkulu rüya olmaktan çıkardı. Örneğin göçmenlerin kapı dışarı edilmesi projesini rafa kaldırdı. Faşizmi akla getiren slogan ve iddiaları dillendirenlerle birlikte silip süpürerek, Ulusal Cephe’yi milli çıkarları savunan, ama demokrasiye saygılı herhangi bir sağ oluşum gibi sunmayı başardı.

Avrupa’daki ekonomik kriz, zaten AB karşıtı tüm aşırı sağ partilerin yelkenlerini rüzgarla dolduruyor. Marine Le Pen bazılarıyla işbirliği yapıp, bazılarıyla ‘ırkçı söylemlerinden dolayı’ ilişkiyi kestiği bu partilerin arasında da tek kadın lider olarak öne çıkıyor ve Ulusal Cephe’yi kadın erkek eşitliğine, dolayısıyla cumhuriyetçi değerlere sahip bir parti imgesiyle donatıyor.

***

İşte tam bu noktada, artık kimi Yahudilerin bile üye yazıldıkları Ulusal Cephe; Kökten Fransızların yanısıra Batılı standartlara uyum sağlamış Esmer Fransızların da ‘ırkçı görünmek’ kaygısıyla açıkça eleştiremedikleri İslami kültür başta, seslerini duyuramadıkları her konuda tüm yılgınlıkların temsilcisi ve çaresi olup çıktı.

Siyasal İslamcılığın en etkin siyasal karşıtı ne olabilir?

Elbette başkanı kadın olan bir siyasal parti.

Fransa özelinde Ulusal Cephe, tarihsel simgesi Jeanne d’Arc ve başkanı Marine Le Pen
ile ülkeye alışık olmadığı gelenekler dayatan Müslümanlara hiç bir taviz vermeyeceği en belli parti.

Üstelik, Marine Le Pen’den sonraki en sevilen kadın yöneticisi yine sarışın, yine aynı aileden: Marion Marechal Le Pen.

Geleneksel sağ ve solda aradığını yıllardır bulamayan Fransa, hem kimlik, hem de ekonomik kriz yaşıyor. Ve kızgın halkı, sarışın bir kadını yavaş yavaş cumhurbaşkanlığı koltuğuna taşıyor!

‘Irkçılık bilimsel anlamda saçmadır. Bir aile ya da ülkede doğmak sadece raslantı olup;
tıpkı güzellik gibi kişisel bir hakediş değildir.’
Bernard Weber

‘G’ NOKTASI

KYBELE’NİN KUTSAL EMANETLERİ

Kan ve acıya daha çok varken
Bizans’ın Roma’sı İstanbul’u
ortada yokken
aralandığı zaman bulutlar
Mezapotamya’da
üryan güzeller çıkardı
geceleri erkekler
ay kalçalı kadınlarla yatardı
o zamanlarda da
firavunlar zulüm gene yoksulluk vardı
o zamanlarda da
hiçbirşeyden korkmazdı dağlar
ölümsüz eşkiyaları saklarlardı
sevdikleri kızlar
Kybele’nin kutsal emanetiydiler
doğdular öldüler
yürüdüler aç aslanların üzerine
kötülerin üzerine
ne geçmiş ne gelecek zamanlar
engelleyemedi
canlıları cansızları
bütün yeryüzüyle seviştiler…

A.KADRİ ERGİN