AFERİN ORDUYU TUŞA GETİRDİNİZ!

Süleyman Şah Türbesinin tahliye edilerek, sınırımızın dibine çekilinmesi Erdoğan – Davutoğlu ikilisinin, Suriye politikasının iflasının ilanıydı.

Erdoğan – Davutoğlu bugünkü Suriye çıkmazında büyük katkıları olan kişilerdir.

“Yakında Esat gider, bizde Şam’da şükür namazı kılarız “ diyen Tayyip Erdoğan, Esat Şam’da otururken, apar topar, Suriye içindeki vatan toprağını tahliye etti.

Türbenin sınırımızın hemen dibine taşınması kimseyi kandırmasın! Artık Süleyman Şah’ın simgesel türbesinin hukuki dayanağı yoktur.

O türbe sınırdan taş atımı mesafedeki yeni yerinde duruyorsa eğer, Suriye ordusunun kendi topraklarının tümünü koruyacak durumda olmamasındandır.

Ortada ibret alınması gereken bir durum var.

Bir ülkenin ordusu, onun topraklarını koruyacak gücü yitirirse, o ülkenin başına her şey gelebilir!

Tarih ulusal orduların, kendi halkları yenilmediği sürece yenilmeyeceğinin örnekleriyle doludur.

O zaman bir toplum, ordusu kendi halkıyla ve devletiyle savaşma durumunda kaldığı zaman yenilebilir.

Bir ordunun halkıyla savaşması halinde galip gelmesine imkan yoktur.

Bir devletin ordusuyla cengi de galibi olmayan bir savaş olacaktır.

***

Suriye bu olgunun çarpıcı örneği, Suriye’deki savaşın da bir galibi olmayacaktır. Bu gerçeği komşumuzda yaşayarak görüyoruz.

Ordusuyla savaşan bir devletin encamını, kendi içimizde de yaşayarak görmememizi temenni ederim.

Şimdi bu da nereden çıktı diye sormayın!

Malatya’daki uçak kazası bu konuda önemli bir gösterge.

Ergenekon ve Balyoz davalarıyla bir kumpasa kurban edilen TSK’nın, gerek kara gerek deniz gerekse hava kuvvetlerinin bunlardan hiç etkilenmediklerini sanmak saflıktır.

Nitekim Saygı Öztürk Malatya’daki kazadan sonra 26 ,27 şubat gnkü Sözcü’deki haber ve köşe yazısında bu noktaya parmak basıyor.

Saygı Öztürk, son beş yılda hava kuvvetlerinden tam 824 pilotun ayrıldığını belirtiyor.

Muvazzaf veya emekli mensuplarınca bel kemiğinin kırıldığı söylenen Deniz Kuvvetlerinde de durum pek farklı değil.

Son zamanlarda gayet planlı bir şekilde TSK’nın tasfiyesi operasyonu yürütülmüş bulunmaktadır. Siz bakmayın içeride, tutuklu kimsenin kalmamış olmasına! Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda, amaçlanan TSK’yı tasfiye etmekti ve amaca ulaşılmış, tasfiyeler sağlanmıştır.

Olaya bu açıdan bakıldığı zaman korkunç bir gerçekle karşı karşıya bulunmaktayız.

***

Ortadoğu her zaman kaynayan bir kazandı, ama şu sıralarda daha da karışık bir durumda. Ortadoğu’da sınırların kırılgan olduğu aşikardı, ama şu sıralarda daha da açık bir gerçek.

Böyle bir ortamda, biraz da bunların sonucu olarak yepyeni bir tehdit unsuru daha katıldı, Ortadoğu karmaşasına: IŞİD.

Günümüzde Ortadoğu denklemleri eskiye oranla daha karmaşık faktörlerin de katılmasıyla, daha güç çözülür hale geldi.

Türkiye böyle bir ortamı yaşıyor.

Bölgesel sorunlarının yanı sıra kendi demokrasisinden kaynaklanan etnik sorunları da var.

Bunların askeri yöntemlerle çözülmesi söz konusu değil. Çözüm siyasette.

Uluslar arası ilişkilerde de askeri çözümler değil amaç.

Tabii ki, iç politikada olduğu gibi dış politikada da sorunların çözümünde ordunun vesayeti asla kabul edilemez.

Ama, caydırıcı gücü olmayanın politik çözüm üretme ve önerme yetisi de olamaz.

Ordunun bir ulusun caydırıcı gücü olması için ne onun siyaset üzerinde vesayeti olmalıdır, ne de siyasetin onun üzerinde…

Oysa Türkiye’de ordu vesayetini ortadan kaldırıyoruz derken, ordu üzerinde siyasi vesayet kumpasları kurulmuştur.

Kimilerine sorarsanız. Ordu yenilmiş, tuşa gelmiştir.

Şu kritik ortamda, herkesin ordusu var. Peki ya bizimki ne halde?…

Orduyu tuşa getirdiniz ha? Aferin size!