YALNIZ ÖLÜLER DÖNMEZ

Kürsüye çıktığında koca anfide sinek uçsa duyulurdu. Herkes nefesini tutmuş ne söyleyeceğini bekliyordu. Ağzından ilk çıkan tümce şu oldu:

-Yalnız ölüler dönmez.

27 mayıs döneminin egemeni MBK’nın saçma sapan bir girişimle, birbirinden değişik gerekçelerle üniversiteden uzaklaştırdığı 147 bilim adamından biri olan Prof. Halit Kemal Elbir, 1962 de saçmalıktan geri adım atan kararnameyle, Üniversiteye dönüş konuşmasına işte bu tümceyle başlamıştı.

O günden sonra ne zaman biri siyaset sahnesinde geri plana düşse ya da tümüyle silinse, hep siyasetin “yalnız ölüler dönmez “kuralını hatırlarım.

Abdullah Gül’ün, Cuma namazı çıkışında, gazetecilere yaptığı aktif siyasete dönmeyi düşünmüyorum açıklamasını dinlerken de aynı tümceyi hatırladım:
- Yalnız ölüler dönmez.

Kuşkusuz Abdullah Bey, “aktif siyasete dönmeyi düşünmüyorum” derken, içtendi, yanılanlar sözleri eksik okuyanlardı. Açıklamanın doğru okunuşu şöyle olmalıydı:

-Şu an için aktif siyasete dönmeyi düşünmüyorum.

Yoksa zamanı gelince Abdullah Gül’ün aktif siyasete dönmesi gündeme gelecektir.

***

Siyaset doğa gibi boşluktan nefret eder. Bir güç boşluğu oluştu mu, onu dolduracak, akım kendiliğinden oluşur…

Tarihe bakın güç boşluğu, oluştuğu dönemlerde birden ortaya çıkan ve sonra büyüyerek tarihi bir figür olan kişilere bakın, önemli bir bölümü daha önce adı bile duyulmamış, ya da ancak dar çevreler tarafından tanınan insanlardır.

Şimdi güç boşluğundan söz etmemi yadırgayıp, ” insaf eh bugünün Türkiye’sinde de güç boşluğu varsa!” diyenler çıkacaktır…

Ama unutmayın ki, güç savrukluğu da güç boşluğuyla aynı sonuçları doğurmaktadır.

Bu durumu en iyi ifade eden, tümce de şu ünlü reklam sloganı olsa gerek:
- Kontrolsüz güç , güç değildir!

Kendisini harekete geçiren etkenlerin denetiminden çıkmış olan güç, kontrolsüz güçtür.

Ama aynı zamanda, aşırı derecede kendine hayran eskilerin deyimiyle “sadece kendi ile meşbu ( doymuş , dolu , doygun)” olan güç de kontrolsüz güçtür.

Kontrolsüz gücün ne denli yıkıcı olduğunun şu andaki en en çarpıcı örneği ise, 
“parlamenter başkanlık” sistemimizin Cumhurbaşbakanı Tayyip Erdoğan’dır.

Kendisinde, tüm sorunları tek başına çözme yetisi vehmeden Tayyip Erdoğan’ın her ağzını açışta sorun çözeceği yerde, yeni sorunlar yaratmasının nedeni şişkin egosudur.

***

Durum artık o hale gelmiştir ki, hangi sorun belirse, hemen “ben çözerim!” diye ortaya atılan Tayyip Erdoğan, sorundan daha büyük sorun haline gelmiştir.

Şu faizler dolar sorununa bakın!
Tayyip Bey’in Merkez Bankası’na, enflasyonu arttırıyorsun, faizleri indir diye dayatması, isteklerine kulak asılmaması üzerine de, “vatan hainliği, faiz lobiciliği” suçlamalarında bulunması, tl. nin dolar karşısnda, öbür dış faktörlüren etkisini de aşan ölçüde değer kaybına neden olmuştur.

Yani bir anda” tl. faiz, dolar sarmalı”sorunu bizzat Tayip Erdoğan sorununa dönüşmüştür.

En sonunda TCMB Başkanı ve ekonomi kurmaylarıyla yapılan toplantıda, ekonominin dümenindeki yerini henüz muhafaza etmekte olan Ali Babacan bu konuda alınacak ilk önlemin Tayyip Bey’in susması olduğunu söylemek zorunda kalmıştır.

Merkez Bankası ile girişilmiş yıkıcı, faiz düşürme tartışması Tayyip Erdoğan’ın nasıl kontrolsüz yıkıcı, zararlı bir güç haline geldiğinin birçok örneğinin sadece biridir.

Tayyip Bey kontrolsüz gücüyle, güç sorunu yaratıyor.

Tayyip Bey kaldıkça giderilemeyecek görünen bu sorun, Abdullah Bey’i daha çok çağırır siyasete. Ve bir gün koşullar olgunlaşınca bakarsınız, Abdullah Bey dönüvermiş.

Öyle inanmaz inanmaz bakmayın! Unutmayın ! Siyasette yalnız ölüler dönmez.