YAŞAR KEMAL’İN LONDRA SEFERİ

Türkiye’nin başta Almanya, tüm Avrupa ülkelerine göçmen işçi ihraç ettiği yıllardı.

Pek kazançlı bir ticaret, hatta devletin biricik dış ticaret kaynağı olup çıkmıştı yoksul kol gücü ihracatı!

Kapitalist «win-win » sisteminin kusursuz işlediği bir alışverişti.

İnsan, makina gibi değildi. Makinayı bir yerden bir yere taşırsınız, taşıdığınız yerde kalır.

Oysa insan, özellikle bizim insanımız yurdundan göçüyor, ama kopamıyordu!

Ekmek parasına diye gurbete giderken ekmeğine katık edeceği ne varsa, tarhanasından zeytinine, bir yıllık yiyeceğini bile götürüyor; tatile gelirken de eli kolu yedi mahalleye yetecek Avrupa malı ve memleketlisine satacağı Mercedes’le dönüyordu.

Emekli olunca yerleşeceği memleket köşesine yaptığı gayrımenkul yatırımı da cabası!

İhraç malı göçmenlerin getirdiği döviz, yarım yüzyıl boyunca devletin daima delik bütçesini yamamaya yaradı.

Üstelik, sürü sepet yan hizmet sektörüne hayat veriyordu, göçmen işçilerimiz. Örneğin uçakların az, biletlerin pahalı ve zaten yolcuların da uçmaya pek alışkın olmadığı o zamanlar, Avrupa’daki tüm göç ülkelerine otobüs seferleri düzenlenir,
yolculuk menzilin uzaklığına göre iki ya da üç gün sürerdi.

Yolcular da illaki gurbetçi değillerdi. Bugün inanılmaz görünse bile Avrupa’ya gezmeye de gidilirdi otobüsle!

***

Engin Fatoş Gürlük, 1964 yılında işte o otobüslerden birine bindi. Yanında babası vardı.

İki buçuk yaşındayken yakalandığı çocuk felcinin tedavisi için, Londra’da yaşayan halasının yanına gidiyorlardı.

Çocuk aklıyla, unutamayacağı bir yolculuğa çıktığını düşünmüyordu, küçük kız. Ama unutamadı. Çünkü otobüste bir yolcu vardı ki, hayatı boyunca kitaplarıyla, sözleriyle, varlığıyla eşlik edecekti ona: Yaşar Kemal.

Ön sıradaki koltukları ayıran koridorun bir yakasında Yaşar Kemal oturuyordu. Yanında Yaşar Nabi Nayır. Öteki yakasında baba kız, onlar.

Uzundur üç günlük yollar. Yarenlik etmeden geçmez, zaman.

Yerinde duramayan Fatoş’un yaramazlıklarına şefkatle göğüs geren Yaşar Kemal, babası Mehmet Rüştü Gürlük’e belki de hasta çocuğu yüzünden yakınlık gösterdi.

Çok geçmeden ahbap oldular.

***

Sohbet sırasında, Mehmet Rüştü bey « Yabancı bir ülkeye üstelik doğru dürüst lisan bilmeden gidiyoruz, » diye dert yandı, yol arkadaşına. «Para kısıtlı. Ablamı bulamazsak ne yaparız, bilmiyorum… »

Koca adamın kocaman cömert yüreği konuştu: «Sıkma canını. İnce Memed filme çekilecek, ben yüklü bir para alacağım. Ne kadar istersen veririm, sonra memlekette eline geçtikçe ödersin! »

Duygulanan Mehmet Rüştü Gürlük, zaten takdir ettiği yazarı büsbütün sevdi. Ama yoldaşı Yaşar Nabi’yi hiç gözü tutmamıştı. Bir ara dayanamayıp usulca sordu, yazar dostuna: «Böyle bir adamla nasıl bağdaşıyorsun? »

Yaşar Kemal, « Mecburum, » diye fısıldadı. «Kitaplarımı bir o basıyor! »

Yolculuk bittiğinde, Yaşar Kemal vedalaşırken Londra’da kalacağı otelin adresini de verdi, « İhtiyaç olursa, hiç çekinme gel! » dedi, Fatoş’un babasına.

Fatoş ile babası, Londra’da halayı buldular. Yardıma ihtiyaçları olmadı.

Zaten Yaşar Kemal de İnce Memed’in filminden umduğu parayı asla kazanamadı…

Cömertlik, verdiğini daima borçlu olduğunu sanır.
Anne Sophie Swetchine

«G» NOKTASI

Türkiye, « İnce Memed »in sinemaya aktarılmasını 1964 yılına kadar sansürledi.

Aynı yıl 20th Century Fox aldı romanın, film hakkını.

Ama Türkiye, çekimlerin Türkiye’de yapılmasına izin vermedi. Amerikalılar, Süleyman Demirel’e bile başvurdu, sonuç alamadılar.

Derken İnce Memed’in sinema haklarını Stanley Mann satın aldı. Onun senaryosu da sansüre takıldı.

İnce Memed, Peter Ustinov tarafından satın alındı bu kez. Türkiye yine çekim izni vermeyince, Yugoslavya’da çekilmesine karar verildi.

Film Türkiye’de gösterime girdiğinde, geliri Yaşar Kemal’e ödenecekti. Ancak bakanlar kurulu, çekilen filmin Türkiye’de gösterilmesini de yasakladı!

İnce Memed’in sinema versiyonu, sonuçta korsan video olarak piyasaya çıktı ve ne telif, ne de vergi ödeyen emek hırsızlarına para kazandırdı!