BABAMIN KİTABI

« Hakikatte insanlık kelimesi halk arasında yanlış bir anlamda kullanılmaktadır. Çok defa bir kelimeden asabi bir teessür kastedilmekte ve yara, bere, kan ve cesetleri görmeğe tahammül edememek şeklinde tefsir olunmaktadır. Fakat buna rağmen bu gibi hadiseler o insanların hodgam olmasına mani olamamaktadır. Mesela, birçok insanlar bir tavuk bile öldüremiyecek kadar kadar merhametlidirler. Buna mukabil herkes tavuğu kestirir ve yer.

Savaş gayrı insani değildir. Çünkü bu bir mücadele ve tehlike de karşılıklıdır. Kezalik savaş yine gayrı insani değildir. Zira o Ulus adına devlet tarafından orduya tahmil edilmiş mücbir bir harekettir. Bu hareketin içine dahil olan bütün insanların gayrı insani duygular taşıdığını kabul etmeğe maddeten imkan yoktur. O, zulümsüz ve çok defa da kinsiz yapılır.

Gayrı insani bir budalalıkla lüzümsuz yere yapılan katliamları emreden siyasi mekanizmadır. Politikacıların ihtiras ve aptallıklariyle vücut bulan bu badirelere cesaretle karşı koyan ve bastıkları toprağı kanlariyle sulayan ordular bundan daha mağrur bir şekilde çıkma hakkına sahip ve bundan dolayı da zaferleri asildir. »

***

Yukardaki satırlar, Andre Gavet’nin Fransız askeri okullarında amentü olarak okutulan Komuta Etme Sanatı başlıklı kitabından alıntıdır.

Fransa’da ilk baskısı 1899, son baskısı 2014’te yapılan kitabın Türkçesi; 1952 yılında Genelkurmay Başkanlığı’nca yayınlanmış.

Sararmış kapağında, kitabı yazanın hemen altında Türkçeye çeviren subayın adı yer alıyor: Ordonat. Bnb. Kazım Kırıkkanat.

Başka bir deyişle, babamın Türkçesidir, okuduğunuz satırlar…

Babam yaşarken böyle bir kitap çevirisi olduğundan habersizdim. Önüme koyup, « Ben yaptım, » bile dememişti. Öldükten sonra eşyalarının arasından çıkan tek nüsha da nasıl olduysa kayboldu.

Yıllardır bu kitabı arıyordum.

***

Geçen yıl sevgili dostum ve meslektaşım Atilla Özsever telefon etti. Sonsuzluğa uğurladığı babasının kitaplarını düzenlerken benim babamın çevirisini bulmuş, « İster misin? » dedi.

Sevincimi tahmin edin.

Bir sergi salonunda, törensel bir çoşkuyla devir teslim yapıldı.

Ve « Komuta Etme Sanatı »nın 1952 tarihli ilk baskısı, kitaplığımın hazine dairesinde Victor Hugo’nun Sefiller’inin 1862 tarihli ilk basımı yanında yerini aldı.

Önceki gün, hayatımda tanıdığım en düzgün ve bilgili insanlardan biri, emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’dan Komuta Etme Sanatı’nın 1990’da yeniden basıldığını öğrendim. General olduğunda alıp okumuş babamın çevirisini.

Kitapların ömrü uzun ama…

Savaşmadan bozguna uğratılan bir orduda, komuta neye yarar, sanatı ne gezer?

Tanrı var olsaydı, bir kitaplık olurdu.
Umberto Eco</cite

«G» NOKTASI

Fransız Akademisi ödülünü kazanmış bir kitabı, Türkçe’ye çevirmek kolay değildir. Kazım Kırıkkanat, bunu başarmış.

Bir şey daha başarmış, annemle birlikte: Onların kullandıkları Osmanlıca karışık Türkçeyi, ben de biliyorum. Hatta yaşadığımız garip süreçte Osmanlıcayı yerli yersiz sokuşturmalarla, bilgiç ya da ilginç olabilmek için kullanan kimi çağdaşım yazarlardan daha iyi biliyorum.

Hangi sözcüğün, hangi Arapça ya da Farsça kökten geldiğini çözecek kadar biliyorum hem de.

«Hini hacette » göğsümü gere gere çıkıp, « Eyyy Osmancık bozuntusu, biz Osmanlıca’yı da senden daha iyi biliriz! » diye bağırabilirim.

Ama mümkün olduğunca arındırılmış, özgün bir Türkçe kullanmayı yeğliyorum.

Çünkü dil, yurdunu yitirenlerin biricik sığınağıdır.