KAZANILANLAR KAYBEDİLEMEZ

Bu hafta okulumun, yani ODTÜ’nün çok değerli hocalarından olan sevgili Ural Akbulut ile küçük bir söyleşi yaptım. Ural Akbulut aynı zamanda ODTÜ’nün rektörlüğünü de yapmış isimlerden bir tanesi… Bu sohbeti onu tanımak, tecrübelerini öğrenmek ve hayata nasıl baktığını bilmek amacıyla gerçekleştirdim. Bu sohbetten bana kalanları da sizlerle paylaşmak istedim bu haftaki yazım aracılığıyla.

***

Ural hocadan bu yazıya yansıyan ilk şey umut dolu bir bakış açısı oldu. Hocamın odasına giderken, ne yalan söyleyeyim, hiç de öyle umut dolu cümleler işiteceğimi zannetmiyordum. Bence, “Nerde o eski insanlar, nerde o eski bilinç…” gibi cümleler kurup, verip veriştirecektik günümüz insanına, daha doğrusu günümüz Türkiye’sine. Ama öyle olmadı.

Söylediğim her olumsuz eleştiriye karşı olumlu bir örnek sunuldu her defasında… Ben sürekli kötü olan şeylerden bahsederken, hocam her seferinde iyi olandan sözü açtı.

Bunu, olmaması gerekenleri inkâr etmek veya yok saymak için yapmadı, bundan eminim. Ural hocanın bu tutumu, hayata olan inancından geliyordu… İnsanın içindeki “iyi”ye olan sarsılmaz güveniydi, bu pozitif yaklaşımının sebebi…

Ne olursa olsun, eninde ya da sonunda insanın doğası gereği en derinlerinde sakladığı güzelliklerin, her şeye baskın olacağına inancı tam.

Aslında oldukça da haklı. Şimdiye kadar tüm yanlışlıklara rağmen birçok değerli şeyi koruyabilip yaşatabilmişsek, bunu “iyi”ye olan bağlılığımıza borçlu değil miyiz?.. Tüm olumsuzluklara karşın yine de ayakta durabilmemizi ne açıklayabilir?.. Karanlıklar her tarafa hâkimiyet kurmak isterken, birçok kez ayağı takılıp düşüyorsa; bu, asla yok edilemeyen, çok küçük ama bir hayli de gözü alan aydınlıklar sayesinde değil mi?…

***

“iyi”den, “güzellikler”den ve “doğrular”dan bahsederken, söz doğal olarak “kadın”ın varlığından açıldı. Hocamın, kadınlara olan inancı ve güveni de tartışılmaz… Türkiye’de ve tüm dünyada bir şeyleri değiştirebilecek olanların, kadınlar olacağı konusunda hemfikirdik.

Nasıl olmayalım ki?

Ülkesindeki tüm katı kurallara rağmen, saçındaki örtüyü kaldırıp, inadına saç telini göstererek ölümü bile göze alan kadının gücünü ve cesaretini görmezden gelmemiz mümkün mü?.. Evinde tertemiz ve bilinçli çocuklar yetiştirip, daha güzel bir dünya için katkı sağlayan nice “ana”nın fedakârlığını ezip geçmek, en büyük haksızlık olmaz mı?..

Bu yüzdendir ya, tüm çağlarda ondan korkulmuştur; adından, kendisinden, varlığından…

Aslında tek başına o kadar güçlüdür ki bir kadın, onun için daima bir tehdit unsuru olarak görülmüş ve bu sebeple kısıtlanması ve yok edilmesi istenmiştir.

***

Sohbete devam ederken, ben tabii ki konuyu gene var olan kötü gidişata getirmeye çalışıyordum. Her geçen gün bir şeyleri yitirdiğimizi söylüyordum. Sahip olduğumuz birçok değerin giderek yok olduğunu savunuyordum. Burada da Ural hocamın cevabı yine hazırdı.

“Kazanılanlar kaybedilemez!”

Bu cevabın içinde de sapasağlam bir güven duygusu vardı yine, hiç kuşkusuz. Bu güven bize Atatürk’ü hatırlattı. Türkiye’ye kazandırdıklarını anımsattı, en başta laiklik olmak üzere. Ne olursa olsun, laiklik kazanılmıştı ve laikliğin yok edilmesi de öyle kolay bir şey olamazdı. Çünkü en başında da dediğimiz gibi insan doğası er ya da geç “iyi”den taraf olacaktı…

***

Ural hocamın çalışma odasından ayrılırken oldukça inançlı, mutlu ve umutluydum.

İçimden de sürekli bir cümleyi tekrarlıyordum:

Kazanılanlar kaybedilemez!..