GENÇLİĞİ HARCAMAK

İnşa edilmek istenilen Yeni Türkiye’yi bir de şu gerçekler ışığında görelim: – Felaket bir eğitim sistemimiz var. Son olarak üniversite girişte ilk aşama olarak uygulanan YGS sonuçları tabloyu artık kimsenin karşı çıkamayacağı kadar açık ve net ortaya koydu. 1 milyon 987 bin öğrencinin ter döktüğü sınavda her biri 40’ar soru içeren alanlarda matematikte ortalama 5.4, fende 4.5, Türkçede ise 15.9 sorunun yanıtı verilebildi. 


-Türkiye eğitimi erken terk etmede açık ara Avrupa birincisi. TİSK önceki gün Avrupa Komisyonu’nun “Avrupa’da Eğitimi Erken Terk Durumu” başlıklı raporundan derlediği verileri kamuoyu ile paylaştı. Rapora göre Türkiye’de kız öğrencilerin yüzde 39.9’u, erkeklerin ise yüzde 35’i eğitimi erken terk ediyor. İkinci İspanya’da bile bu oran yüzde 20, AB ortalaması ise yüzde 10.2. Aslında bu hiç de yeni değil. Kıskaçtaki İsyan ve İnsan adlı kitabımda 2 yıl önceki verilerden hareketle “Ülke genelinde eğitim süresi sadece 6.11 yıl. Ağrı, Şanlıurfa ve Muş’ta ise bu süre 5 yılın bile altında…

En gelişmiş illere baktığımızda bile Ankara’da bunun 8.5 yıl, Eskişehir’de 8.13 yıl ve İzmir’de 7.19 yıl olduğunu görüyoruz. Ülke genelinde her 100 kişiden sadece 10’unun yükseköğretim derecesine sahip olduğu bir ülke. Eğitimin kalitesini uluslararası sıralamadaki yerini falan düşündüğünüzde durumun vahameti daha bir ortada. Dünyanın bir okul, tüm ülkelerin birer öğrenci olduğunu düşünün. Bu verileriyle Türkiye ortaokuldan terk konumunda…” diye yazmıştım.

Hemen hemen hiçbir şey değişmedi. 
Belli ki okul binası inşa etmek, akıllı tahtalarla, tabletlerle donatmak tek başına yeterli değil. Bu ülke çocuklarını eğitemiyor, çağın gereklerine göre bilgi ve beceri ile donatamıyor. 
Sonuç? Genç işsizlik son 4 yılın zirvesinde. TÜİK’in geçen hafta açıkladığı verilere göre 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı yüzde 20.2. Yani yaklaşık 13 milyon gencin 2.6 milyonu işsiz. Bunlar da resmi rakamlar, ötesini siz düşünün. Boşta geçen, kimi iş aramayı bile bırakmış, umutsuz, hedefsiz bir gençlik… 
Sonuç? Cezaevleri dolup taşıyor. Adalet Bakanlığı’nın son verilerine göre cezaevleri, 163 bin 129 kişilik kapasitelerini yeniden aşmış durumda. 18 kişilik koğuşlarda 25 kişi kalıyor. 
Sonuç? Toplumda ve özellikle lise çağındaki gençler arasında, sigara, alkol, sentetik uyuşturucu ve sanal bağımlılık son yıllarda katlanarak artıyor; madde kullanım yaşı 10’a kadar düşmüş durumda…. 


Kıssadan hisse: Genç nüfusu ile övünen Türkiye yeni neslini bozuk para gibi harcıyor. Ve ne yazık ki Yeni Türkiye’nin bu tablosu, 2023 yılında dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma hedefi ile hiç örtüşmüyor. 3 çocuk doğurun söylemi ya da Türkiye ekonomisinin belkemiğini üretim yerine inşaat sektörü ve rant odaklı kentsel dönüşüme dayayarak “düz işçi” yetiştirme ile hiç olmuyor. 
Küresel rekabetin çarklarını artık sadece yenilikçilik ve yüksek katma değerli üretim döndürüyor. Bunu başarmanın yolu ise öncelikle doğru ve nitelikli eğitimden geçiyor. 
Dünya Fikri Mülkiyet Ofisi WIPO tarafından önceki gün yayımlanan rapora göre, 2014 yılındaki patent başvurularının yüzde 60’tan fazlası ABD, Japonya ve Çin’den geldi. 
2014 yılında 215.000 patent başvurusu yapıldı. Bir önceki yıla göre yüzde 4.5’lik bir artış yaşanırken oluşan artışın yüzde 87’si ABD ve Çin’den geldi.

ABD, 61 bin 492 patent başvurusuyla dünyada en fazla patent başvurusu yapılan ülkesi oldu. Peki, Türkiye ne yaptı? Türkiye’nin 2013’teki 805 olan patent başvuru sayısı, 2014’te 802’ye geriledi. 
The Economist dergisi son sayısının kapağını Çin’e ayırdı.

Made in China başlığı ile verdiği dosya haberinde Çin ekonomisinin “daha yeni, daha güçlü ve daha gelişmiş” olarak tanımlayarak Çin’in yüksek teknoloji üretimine de odaklanarak düşük ücret politikasını yavaş yavaş değiştirdiğini ve ucuz işgücü gerektiren düz işleri Vietnam, Endonezya gibi ülkelere kaydırdığını yazıyor. 
Bu Çin’in patent liderliği ile de örtüşüyor gördügünüz gibi. 
İşin en vahimi ise bu can alıcı konunun, her zaman olduğu gibi “sıcak siyaset” içinde eriyip gitmesi…