“POLİTİKACILAR ROLLERİMİZİ ÇALDI”

Kimi insanlar vardır , hayatta ne yaparlarsa iyi yaparlar, güzel yaparlar, belli bir kalitenin altına asla düşmezler. "On parmağında on marifet" dediğimizin dışında bir niteliktir bu. Yetenek ister, azim ister, sabır ister ama ayni zamanda ayaklarını yere basmak ister…En çok, en çok da "iç sesine kulak vermek" ister… İşte Hümeyra benim için böyle biri.

Baştan belirteyim: Hümeyra benim çocukluk arkadaşım. Birkaç kuşak aile arkadaşım. Bugüne dek yukarıdaki paragrafı böylesine açık seçik yazmadıysam, "arkadaşıma iltimas mı yoksa" endişesidir. Ya Bugün?

Bugün "bahanem" hazır: Muhteşem bir kurum ve heyecan verici bir festivalin "2015 Uçan Süpürge Onur Ödülü", Hümeyra’ya veriliyor. Tam bu "bahane" bana yeter derken bir haber de Roma’dan geldi. Ferzan Özpetek’in çocuğu sayılan çok önemli bir festival var Roma’da. Başkanlığı’nı Serap Engin’in yaptığı Roma Türk Film Festivali. Hem çok popüler hem de Türkiye’ye büyük saygınlık kazandıran bir olay. Festivalin  bu yılki ‘Onur Ödülü’, tiyatro, TV, müzik ve sinema çalışmalarıyla uzun yıllardır sanata katkıları için Hümeyra’ya  veriliyor.

Gecikmiş Ödüller

Bana sorarsanız çok gecikmiş ödüller. Onu 70’li yıllarda bütün o şarkıları bestelediği ve söylediği yıllarda (Kördüğüm, Sessiz Gemi, Anlatamıyorum, vb.), önce özel tiyatrolarda sonra İstanbul Şehir Tiyatrosunda oynadığı sayısız rollerdeki başarısıyla 80’li yıllarda ödüllere boğmalıydık..( Madam Curie’yi canlandırdığı "Ödüller Kimin?", "Kuşlar", " Ben Anadolu"…Nasıl unutur ki!)

Gelin görün ki burası Türkiye… Milletimiz onu dizilerle tanıdı.

-Giderayak yakaladılar beni… Ben alışık değilim taktir edilmeye … Ortada görünmeyi sevmem. İşimle ilgileniyorum. İşimin dışındakiler kendi özel hayatım sadece bana ait. O zaman basın seni yok sayıyor… Oysa ben özel hayatımı , özel yaşıyorum, herkesle değil.

-Geç kalmışlık duygusu var mı?

-35 -40 yaşlarımdayken daha güzel roller gelsin isterdim ama o zaman Şehir Tiyatrosundaydım ve tiyatronun dedikodusu yoktu… Geç kalmışlık duygusu bir tek resimde var. … Hani ikinci bir hayat şansı verseler , yine sanat yapardım. Resim yapardım, yazı yazardım… Ama yüzümü ve bedenimi kullanmazdım… "

SAHNE KORKUSU

-Neden kullanmazdın? (sıkı durun:)

-Sahne korkusu! Hala ilk günkü gibi heyecandan ölüyorum. 50 gece oynadığım oyuna çıkarken korkuyorum… Sinemada bile, kamera karşısına çıkacağım günün gecesi uykumdan korkuyla sıçrıyorum… Şimdi de ödül almaya nasıl sahneye çıkacağım diye korkuyorum… Mideye kramplar, nefes alamama, boğuluyorum… Sahne korkusunu yenecek bir ilaç olsa…

-Peki nasıl yeniyorsun?

-Kendi içime kapanarak… Bunlar ömrümden ömür aldı. Bir çok sahne teklifine hayır dedim bu korku yüzünden…

Müzik Toplumsaldı

Bir anda gerilere savruluyoruz. Liseyi Londra’da okudu. (Dayısı büyük elçiydi, babayı küçük yaşta kaybetmişti) Gitar, müzik okulda bir ekibe katılmak için, "yabancı" kalmamak için yaşamına girdi…

-"64-65 Yıllarında İngiltere’de, Londra’dayım. Bir mahalle okuluna gidiyorum.

Yabancıyım… İngiliz öğrenciler arasında bir Türk… Öteki olmamak, için hep bir yerlere ait olmak istiyorum… Ama bir yandan da aile diplomat… Bu çelişkiler arasında gidip gelirken okulun müzik grubuna katılmak bir kurtuluştu … Onlardan biri olmak istiyordum. Ekip olmak duygusu o zaman bana iyi geldi. (Gülerek ekliyor: ) Şimdi tam tersi: Aman hiç bir gruba, bir ekibe girmeyeyim diye bakıyorum…

-Açıkçası müzik, gitarı keşfetmek için bir nedendi…

Sonra İstanbul’da grafiker olarak çalışırken mırıldandığı kendi bestesini duyan patron ona plak yaptıracaktı.

-Tamam, rastlantı sonucu şarkıcı oldun. Ama neden lay lay lom yerine, Aşık Veysel,
Yahya Kemal, Orhan Veli seçtin? Hepsi bilinçli seçimlerdi.

-60’ları anımsa . O zaman müzik toplumsaldı, politikti. Joan Baez, Bob Dylan, Beatles … Müzikle ilgilenmemek olmazdı… O zaman umutlarımız vardı, ışık vardı…

İşte o da o umutların, ışığın peşinden , sevdiği şairleri, besteledi ve söyledi.
Oyunculuğu Ustalardan Öğrendim:

Atıf Yılmaz, Ömer Kavur , Çağan Irmak filmlerinin oyuncusu Hümeyra tiyatro ve sinema, her ikisini de oyunculuk diye niteliyor . Teknikleri farklı o kadar.

-Ben konservatuar eğitimi almadım. Alaylıyım yani. Ama çalıştığım her tiyatroda ustalardan çok şey öğrendim. Onların eleştirileriyle bir yerlere geldim: Haldun Dormen, Ayfer Feray, Kamran Usluer, İsmet Ay, Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu, ve daha niceleri…

Hepsinden içimde bir şeyler var. Hepsine minnet borçluyum. Şehir Tiyatrosuna girerken, kimileri şarkıcı kız şimdi de oyuncu oluyor dediydi…

-Evet, rivayet o ki, "maymun iştahlıymışsın" ?

-Rivayet değil, hala söylerler (gülüyor) Ama değilim. Yaptığım tüm işler birbiriyle bağlantılı, bir bütün! Birbirini tamamlıyor. Bir yanda gazoz fabrikası müdürlüğü, bir yanda dağcılık yapmıyorum ki… Müzik, oyunculuk, dans , bale… Çocukluğumdaki o uzun bale derslerinin çok yararını gördüm . Bana tempo ve ritim duygusunu verdi.

Özellikle komedide, lafa bir an önce, ya da bir an sonra girsen, her şey değişir, bıçak sırtı gibidir. Bale dersleri bedenimi kullanmayı, denetlemeyi öğretti. Bunlar önemli şeyler.

Kadın Olmak

2015 Uçan Süpürge Onur Ödülü’nün gerekçesi şöyle: “Hep 18” kalabilmeye örnek bir yaşam ve sanat pratiğine sahip olmasının yanı sıra, toplumsal cinsiyet kalıplarına sıkışmayı reddederek “Adım Kadın” diyen Hümeyra’ya…"

Doğrusu ben de onun "kahraman kadınlardan" olduğunu biliyorum bugün 42 yaşındaki oğlunu tek başına büyütmesinden belli. (En mutlu anın hangisiydi diye sorduğumda hiç duraksamadan yanıtladı: "Oğlumu doğurduğum an!")

-"Adım Kadın" şarkısını söylediğinde çok gençtin. Cinsiyet kalıplarını reddetmeye o zaman mı başladın?

-Bugün olsa o şarkıyı farklı söylerdim. O şarkıda edilgen kadınlık da var. Ama şu dize en sevdiğim dize:"Ademin yediği elma hep benden mi sorulur?" Bir de şu var, o zaman kadın düşmanlığı ülkemde bunca yaygın değildi. kadınlara bunca nefret yoktu. Diz kapağını görünce millet tahrik olmazdı. Etek boyumun ne kadar olacağıyla başkaları değil, olsa olsa annem ilgilenirdi.

-Soyadı kullanmama; sadece Hümeyra kalmak o da bilinçli bir seçim miydi?

-(Gülüyor) Çocukken zaten adım zor geliyordu, fazla uzamasın, kolay olsun diye kısa kestim! Bir de yanlış bir şey yaparsam babama ayıp olmasın , rezil olmayayım diye…

Hümeyra’yla saatlerce konuşabilirsiniz ve yine de doymazsınız. Karşımda her an, kelebek kırılganlığında bir kadın görüyorum, dinliyorum… Sorsam mı sormasam mı…

-En kırıldığın an hangisiydi?

-Bir değil birçok an var… (Bu kez suskunluk çok uzun sürdü.)

-Nasıl geldin üstesinden?

-Yalnızlıkla. İçime kapanarak. Suskunlukla. İç sesime kulak vererek. Başka bir kanala yönelerek… Belki resim yapmaya bunca sarılmam ondan… O yalnızlığın sonunda , mutlak ardından iyi bir şeyler gelir… Annemin lafını hiç unutmadım: En kırıldığın anda, her şeyin ters gittiğine inandığın anda , başına dik tut, burnunu havaya kaldır ve başının dikine git!

Teşekkürler Malike Teyze! Kızın başı dimdik ilerliyor.

Elbet sohbet n’olacak bu Türkiye’nin hali üzerine de yoğunlaştı: Ve işte yazının başlığını o zaman patlattı Hümeyra:

"Bu politikacılar bizim bütün rollerimizi çaldılar. Sanırsın hepsi birer star! Yıldız! Hiç susmadan konuşmalar! Her yerde onlar! Televizyonlarda onlar, medyada onlar! En çok onların lafı ediliyor. Sanatçıları yerlerinden ettiler! Tiyatro, sinema, sanat, opera, müzik, magazin eklerine sıkışıp kaldı… "