YERSEN YEMEN!

Katar Emiri El Sani, Mart ayı ortalarında Türkiye’ye beklenmedik bir ziyaret gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceden bilinen resmi programında yer almayan ziyaret, sonradan açıklandı.

Şeyh hazretlerinin Ankara’ya apar topar geldiği böylece anlaşıldı, ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin ardından çıkan sonuç hiç de apar topar sayılmazdı: Türkiye’nin Katar’da askeri bir üs kurması kararlaştırıldı!

Katar’da Türk askeri konuşlandırılabilmesine yönelik düzenleme de zaten ziyaretten bir hafta önce, TBMM Dışişleri Komisyonu’ndan geçmişti.

Uzun lafın kısası, Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleri Yemen’e saldırmaya hazırlanıyordu ve Türkiye’nin de ittifakın içinde yer almasına çoktan karar verilmişti.

Bu karar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen perşembe günü Suudilere verdiği « lojistik destek » müjdesiyle kısmen açıklandı.

Yalnızca kısmen.

Er geç tüm Ortadoğu’ya yayılacağına artık kesin gözüyle bakılan bir savaşın şafağında, çatışmaların gidişatına göre Türkiye’nin Katar’da üs kurması da, asker konuşlandırması da, hatta doğrudan savaşan taraf olması da işten değil.

Yemen’de kim kiminle niçin savaşıyor, neyi paylaşamıyor?

İlk bakışta, ülkedeki Şii Husi aşiretleriyle Sünniler savaşıyor. Sünni Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, önce Saana’dan Aden’e kaçtı, sonra toz oldu. Nereye gittiği, hangi ülkeye sığındığı bilinmiyor. Yani iç savaşı tabii ki İran’a bağlı Hizbullah destekli Husiler kazanmak üzereydi.

Ama bu savaş aslında iç savaş değil. Hem İran ile Suudi Arabistan arasında bölgeye egemenlik savaşı, hem de Şiiler ile Sünniler arasında Hz.Muhammed’in ölümüyle başlayıp 632 yılından beri süren bir kan davası…

Hepsi kendinden menkul kralların yönettiği ve IŞİD ile Müslüman Kardeşlerin kemirdiği sünni alemin bölünmüşlüğüne karşın; piyonlarını Irak’tan Yemen’e kadar sürebilen İran, en güçlü dönemini yaşıyor. Üstelik bölgede IŞİD’e siper ve istikrar unsuru olarak ABD’nin müttefiki haline geldi.

Suudi Arabistan, avlusu saydığı Yemen’in Şii iktidarına geçmesine ve İran’ın körfezde Hürmüz boğazı’ndan sonra bir de Bab’ül Mendep boğazını denetim altına almasına göz yumamazdı.

Bölge liderliğini Şii İran’a kaptıran Türkiye bu savaşta Sünni Arap monarşilerin yanında yer alırken, Sünni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran’a yönelttiği eleştiriler cılız da olsa, bir kuyruk acısını dile getiriyor.

Hem İran’ın « buharlaşan » petrol parası, hem de Suriye’de sıkışan bir kuyruğun acısı çekiliyor!

Savaş ile av arasında tek fark vardır: Avda esir alınmaz.
Philippe Geluck

«G» NOKTASI

Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz, iki ay önce ölen Kral Abdullah’tan boşalan tahta epeyce gülünç bir törenle oturdu.

Meğer Suudi tebaada tahta çıkana illaki dokunmak, yeni hükümdarın hiç olmazsa elini sıkmak merakı varmış!

Oysa Kral da olsa bir kişinin tüm nüfusun elini sıkması elbette mümkün değil…
Türkiye’de pek dikkat çekmeyen törende, geniş bir salona Kral Selman’ın kocaman portreleri dizilmiş, her portrenin arkasına birer adam yerleştirilmiş, ortasına birer delik açılmıştı.

Portre dizini önünde sıraya giren Suudiler, Kralın suretinden çıkan sahici elleri hararetle sıkıp, « Şeyhimi kutladım, » sevinciyle çıkıp gidiyorlardı.

İnanmayan, tören sahnesinin videosunu izleyebilir:

http://www.dailymotion.com/video/x2gn4et

Yemen savaşını kim kazanır?

IŞİD’in katılmakta gecikmeyeceği ve bütün bölgeyi sarması olası bu savaş kolay bitmez.

Yenileni bol olur.

Ama « Kralım » diye bir putun ortasından çıkan eli sıkanlara, hangi silahlarla donatırsanız donatın, akıl takılamayacağı açıktır!

Dolayısıyla Yemen savaşını, herzaman olduğu gibi haritaları çizen ve silahları üretip satanlar kazanacaktır.