KATIRLARI DA VURURLAR…

Bu yazının başlığı, « Çalıyor Ama Çalışıyor » da olabilirdi.

İlk bakışta ilgisiz görünse de dünyanın en çilekeş hayvanları arasında yer alan zavallı katırlar, hem çalıyor, hem de çalışıyor…

Daha doğrusu, Roboski örneğinde olduğu gibi geçim kaynağı sınır kaçakçılığı olmak zorunda bırakılan insanların emrinde, çalmak için çalıştırılıyorlar.

Dağ tepe, insanın geçemeyeceği yollardan, insanın taşıyamayacağı ağırlıkta yükleri sırtlanan katırlar, devletin silahlı güçleri tarafından « çalıyor » diye vuruluyor.

Çünkü devlet, izin vermediği ve vergilendirmediği kaçak alışverişi, daha doğrusu aracı payı almadığı ticaret metaını çalıntı sayıyor.

Çalmak da suç…

Suç kovuşturma sürecinde, genellikle önce suçu ifa eden yaka-lanır, ardından onu suça azmettirenin peşine düşülür.

Devletin Uludere, yöre halkının Roboski dediği sınır bölgesinde bunun tersi oldu.

2011 yılında çoluk çocuk demeden 35 kişi öldürüldü. Yetkili ağızlar, kaçakçıların PKK’lı sanılıp yanlışlıkla vurulduğunu ileri sürdüler. Yetkili ağızlara borazanlık yapanlar da katliamı «öldürülenler kaçakçı »
önemsizleştirmesiyle savundular.

Oysa bir hukuk devletinde, devletle silahlı çatışmaya girmeyen suçlular yargısız infaz edilemezdi.

Hele devleti hamuduyla yutanların bırakın cezalandırılmayı, kovuşturmaya bile uğramadığı ve bizatihi ahali tarafından « çalıyor ama çalışıyor » diye takdir edildiği bir düzende, böyle bir savunma hem yersiz, hem de abesti…

Üstelik, çalmaya ihtiyacı kalmadığı halde hırsızlığa ayan beyan devam edenlerin ganimetlerini gerine gerine sergiledikleri yerde, bir avuç muhtaç yoksulu sınır kaçakçılığıyla suçlamak bile ayıp sayılırdı!

Devletin tepelemekle yetinmediği kaçakçı yurttaşlara hakaret içeren söylemi, konuyla görevli medya düzeltti: Sınır kaçakçılığı, oldu size « sınır ticareti ».

Ölçüsüz bir gaddarlıkla öldürülen 35 sınır tüccarımız da zaten şehit sayıldı!

Roboski katliamı, gerek yurtta, gerekse dünyada öyle bir tepki yarattı ki; eh devletin de bir aklı var tabii, « sınır ticareti » yapan Kürt yurttaşlarımızı sorgusuz sualsiz bombalamamaya özen gösteriyor, artık.

Ne var ki vergi alamadığı, denetleyemediği sınır aşırı ticarete hala kini var. Bu kez tüccarları değil, dört nallı ticari araçlarını hedef alıyor, askerini masum katırların üstüne salıyor.

Asker «Kaçağa gidiyor » diye daha şimdiden 8 katırı vurdu, 17 katır da kaçarken uçuruma düştü. Sağ kalan 72 katır için de itlaf kararı alınmış…

Özetle iki ayaklı çalıyor ama çalışıyor olanlar, dört ayaklı çalıyor ama çalışıyor olanları imha ediyor.

Bu işte bir yamukluk var. Zavallı katırlar.

İğdiş edilmiş atları, katırlar alkışlar.
Gustave Flaubert

«G» NOKTASI

Sesli kitaplar, yayıncılık dünyasında yeri giderek büyüyen bir bilgi kaynağı. Bizzat yazarların ya da oyuncuların okuduğu bu kitaplar, mobil uygulamaların yaygınlaşmasıyla cep telefon-larında ve tabletlerde taşınabiliyor. Yolda yürürken, arabada giderken ya da eliniz başka iş yaparken okuyamayacağınız es-erleri, dinliyorsunuz.

Özellikle İngilizce, Almanca ve Fransızca yayın dünyasında yaygınlaşan sesli kitap uygulaması, 2014’ten beri Türkiye’de de var.

Seslenen Kitap, ülkemizdeki « dinleyici okurlara » web sitesi ve mobil uygulamalar üzerinden ulaşan ilk sesli kitap dükkanı.

Dört dörtlük bir düzeneği kendi ellleriyle kurmuş, çok başarılı genç bir ekip tarafından yönetiliyor.

Kayıt portföyüne seslenenkitap.com ve ücretsiz Seslenen Kitap iOS, Android ya da Windows Telefon mobil uygulama-larıyla ulaşılıyor. Satın alınan ya da armağan edilen sesli kita-plar dinleniyor.

Seslenen Kitap raflarında kitapların yanısıra Forbes sesli dergisini ücretsiz olarak bulmak mümkün. Her ay Forbes dergis-inden seçilen makaleler seslendiriliyor ve Seslenen Kitap üye-lerine ücretsiz olarak sunuluyor.

Şimdiden 55 bin üyesi olan Seslenen Kitap, yerel yayıncılık sektörünün hızla gelişen yeni bebeği. Genç yönetimini ve hedeflerini çok beğendim, sizlere de tanıtmak istedim.