O’NDAN SONRACI

En asil veda:
sessizce el sallayandır.
Hep bunu söylerim.

Hiç sevmem son konuşmaları.
Yapmam.
Yapamam.
Gereksizdir.
Zamanı boş ve bol olanların ana faaliyetidir.
Monologtur.
Diyalog, sözlük anlamını yitirir.

O zamana kadar, konuşmuşumdur zaten konuşacağımı.
Beklentimi de aktarmışımdır.
Sinyali de önceden çakmışımdır.
Derdimi de paylaşmışımdır
ki; paylaşırım.
Bilenler bilir.

Didişmeyi sevmiyorum.
Küflenip ekşimekten nefret ediyorum.
Hele karşımdakinin, dilimizdeki tüm olumlu olumsuz bağlaçları
aynı paragrafa sığdırması,
bende şiddetli rüzgarda sallanan halat köprü etkisi yaratıyor.

Gerek yok bu sarsıntılara.

Her iki cümle arasında ondan sonralara.
Bunu hiç es geçmeyen, dakka başı tekrarlayan
o’ndan sonracılara.
Hayır "ondan sonra" bir şey dese gam da yemeyeceğim.
Hiç gerek yok, senkrondan bi’ haber
kendini orkestra şefi sananlara.
Sürekli teraziyi denk getirmeye çalışanlara.

Biten bitmiştir.
Giden çoktan gitmiştir.
Hoşça kalı da onun olsun,
kendine iyi bakanı da.
Bu arada bu satırlar
"ayrılmadan konuşalımcılara" da
küpe olsun !

Geçiniz.
Önce kendinizi seviniz.
Zorla oldurmaya çalışmadan
geçirdiğiniz yıllara
"sorma ne haldeyim"i atfedip,
bi’ zahmet geriye kalanınızı affediniz.