TERÖR ESER, POLİS ÇAĞLARKEN…

Çağlayan Adliyesi’ndeki katliamdan sorumlu DHKP-C militan-larının salt terörist değil, aptal teröristler oldukları, gayet net an-laşıldı.

Ölümü vicdanı olan tüm yurttaşları derinden yaralayan Savcı Mehmet Selim Kiraz, teröristler tarafından Berkin Elvan cina-yetinin aydınlatılması talebiyle rehin alındıysa, eylem amacıyla çelişen bir hedefti. Çünkü cinayetin aydınlatılması için bugüne kadar gösterilmeyen gayreti gösteren ve soruşturmayı der-inleştiren biricik yetkiliydi.

Onun ve kendilerinin ölümüne yol açan iki terörist, taleplerine hiç uymayan rehine profilini örgüt kararıyla hedef seçtilerse; DHKP-C’nin de aptalların aptalları çekip çevirdiği bir örgüt olduğu söylenebilir.

Peki karşı tarafta bir akıl var mıdır?

Terör eylemini faillerin ve rehinenin ölümüyle sonlandıran polisiye operasyon akılcı mıdır?

Devletin koskoca Emniyet örgütünün akılsız olması düşünülemez…

Dolayısıyla bir akıl var. Ama sonucun hiç de akılcı sayılmayacağına bakılırsa, düz insan bilincine ters düşen, sağduyu ile çözülemeyecek kadar karmaşık bir mantık yürütüyor. Cevapsız kalan soruların çokluğu da yürütülen mantığın pek yürümediğini gösteriyor!

***

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın resmi koruması ya da korumaları olmadığı, biliniyor.

Hakim ve Savcılara tahsis edilen resmi korumaların, İstanbul İl Koruma Kurulu kararıyla yaklaşık on gün önce geri çekildiği id-dia ediliyor.

İstanbul, nüfus yoğunluğu açısından Türkiye’nin en çok suç işlenen megaköyü. Dolayısıyla hakim ve savcıların terörden mafyaya en ağır davalara baktığı, en sıkı korunmaları gereken yer.

Acaba geride bıraktığımız günlerde, İl Koruma Kurulu’ndan İs-tanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı’na «İstanbul Adliyesi’ndeki hakim ve savcılara tahsis edilen korumalar bir süreliğine kaldırılmıştır » içerikli bir yazı gelmiş midir?

Böyle bir karara itiraz eden hakim ve savcılara, « Kim talep ederse, ona koruma tahsis edelim, » önerisi yapılmış mıdır?

Şehit Savcı Kiraz, rüşvetten yaralama ve öldürmeye kadar açılan geniş bir yelpazede, « memur suçları »na bakıyordu.

Bu önemli bir ayrıntı…

***

Rehine krizinde polis müdahalesi olay mahallindeki sanık/tanık herkesin ölümüyle sonuçlandıktan sonra, İstanbul Emniyet Müdürü yapılan operasyonu, « İçerden silah sesleri gelmesi üzerine, » diye gerekçelendirdi.

Zaten savcıyı rehin alan iki teröristin zırıl salak oldukları da bu gerekçeyle anlaşıldı…

Savcıyı vururlarsa hiç bir kurtuluş şansı kalmayacağını bilmesi gereken zalimler, demek silah sesinin duyulacağını düşü-nememiş; ağzı bağlı, elleri kelepçeli kurbanlarını sessizce, örneğin boğarak ya da bıçaklayarak öldürmeyi bile akıl edememişlerdi!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, rehinenin başına teröristlerin kullandığı tabancayla ateş edildiğini açıkladı. Ama otopsi sonuçlarına dayandırılan açıklamada, merhumun başı ve gövdesinde kaç kurşun deliği bulunduğu, tüm kurşunların aynı tabancadan çıkıp çıkmadığı yer almadı…

Sonuçta Mehmet Selim Kiraz’a sıkılan kurşunların, kaç sayıda ve türde silahtan çıktığı kasap çengelinden farksız bir soru işareti olarak sallanıyor önümüzde.

Şimdilik tek gerçeklik, şehit savcının kim vurduya gittiği.

***

Bu ülke de kim vurdulara, kim vurdular da bu ülkeye alışık.

Zekamızla alay edenler de alışacağımıza güveniyor zaten!

30 Mart 2014’teki yerel seçimler sırasında yaşanan elektrik kesintilerini, « Trafoya kedi girdi! » diye açıklayan Enerji Bakanı Taner Yıldız, zekamızla alay etti de ne oldu?

Alışmasak, Adliye’deki rehine kriziyle aynı gün elektriklerin tüm yurtta kesilmesini « 86 bin 400’de 1 ihtimal » kesinliğiyle hesaplayan aynı Taner Yıldız, tam beş gündür araştırılan nedeni bulamamış ve açıklamıyor olabilir miydi?

Alışırız, alışırız. Kasap çengeli gibi soru işaretleri asıldıkça önümüze, fabrika ayarlarımıza döner, aşağılanmaya da alışırız biz!

Yalanı doğrulayabilen mantık yoktur.
Anton Çehov

«G» NOKTASI

Türk Balesinin unutulmaz yıldızı Neyran Fişek için…

DANS VE YILDIZLAR

Toprağın ilk göz ağrıları
üzümlerle zeytinler
kutsarlar birbirlerini her şafakta
Demeter’den beri
bulutlar geceleri korur
zamanlar geçer
Poseidon’un bebeleri dalgalar
bembeyaz köpükten elleriyle
incitmeden kimseyi
yavaşça açarlar perdeleri
akar insanlar nehirlerle
Hititler Sümerler Tanrılar
tiyatrolar dolar
başlayınca dans her şey susar
kalan sesler yıldızları çağırır
yıldızlar dansçıları
zamanlar geçer
seyredenler evlerine dönerler
yerler içerler sevişirler dövüşürler
doğarlar kaybolurlar
dans ve yıldızlar devam ederler
sonunda sahneye her seferinde
hayat ve ölüm çıkar elele
en eski anahtarı insanoğlunun
umudu armağan ederler
açılır bütün kilitler
yaslanır yeryüzünün omzuna hayaller
dönerler sonsuza doğru
kapanırken perdeler
özgürlüğü selamlarlar
zamanlar geçer
dans ve yıldızlar devam ederler.

A.KADRİ ERGİN